Dr. Ali Rıza SAKLI

    Yükseköğretim Kurulu tarafından, tüm üniversitelerin görüşü alınarak hazırlanan YÖK Yasa Taslağı ile ilgili kamuoyunda farklı haberler yer almaya başladı. İki yıllık Meslek Yüksek Okulları’nın Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanması ve bazı bölümlerde eğitimin iki veya üç yıla düşürülmesi gibi haberler ne anlama gelmektedir? YÖK tarafından hazırlanan taslak rafa mı kaldırılmıştır?

     Her şeyden önce, Türkiye’nin yeni bir Yükseköğretim Yasası’na ihtiyacı olduğu tartışmasız bir gerçek olarak ortadadır. Üniversite yönetimlerinin giderek bürokratik birimler haline geldiği, rektörlere aşırı yetkiler verildiği, akademik ve idari özerklik sorunlarının giderek ağırlaştığı öteden beri tartışılan konulardır.

   Üniversitelerin eğitim ve araştırma konularına yoğunlaşmasını sağlayacak, akademisyenleri proaktif hale getirecek ve toplumsal sorunlarla daha fazla ilgilenmelerine imkân verecek, ekonomik ve akademik özgürlüklerini artıracak yeni tedbirlere ihtiyaç olduğu herkesin malumudur.

Yetkilerin Rektörlerden Kurullara Aktarılması

    Mevcut YÖK sisteminde üniversitelerin en yetkili organı Rektörlük’tür. Rektörlere aşırı yetkiler veren mevcut yapı, en mutedil kişiliklerin bile bir süre sonra otoriter davranışlara sürüklenmesine yol açmaktadır. Üniversitenin birimleri olan fakültelerin geleceğini etkileyecek önemli konular, rektörün kişisel karar konusu olarak algılanabilmekte, fakülte yönetimleri ile öğretim üye ve elemanları kendileri ile doğrudan ilgili konularda karar süreçlerinin dışında kalabilmektedirler. Hatta bazen, fakültelerin geleceği ile ilgili hayati öneme sahip konularda, fakülte mensuplarının görüş bildirmelerine bile tahammül edilmemektedir.

   Yapılması gereken şey, yetkilerin kişilerden alınıp kurullara verilmesidir. Rektör yerine Üniversite Senatosu ve Yönetim Kurulu, Dekan yerine Fakülte Senatosu ve Yönetim Kurulu yetkili kılınmalıdır. Bu kurullara üye olacak kişilerin seçiminde Rektör ve Dekan tek yetkili olmaktan çıkarılmalı, konuma dayalı “doğal üye” anlayışı geçerli olmalıdır.

   Tek yönlü geleneksel yönetim anlayışından, “karşılıklı yönetim” anlamına gelen yönetişim anlayışına geçilmeli, kararların sonucundan hangi kişi ve gruplar etkilenecekse, onların karar süreçlerine katılmaları sağlanmalıdır. Yönetişim uygulamalarının en önemli parametresi olan “paydaşlar” yönetim sürecinde yer almalı, konumları gereği bu mümkün olmazsa görüş ve önerilerini yetkili kurullara bildirebilmelidirler.

   YÖK Yasa Taslağı’nda üniversite dışından oluşan Üniversite Konseylerine aşırı yetkiler verilmesi eğilimi, üniversite yönetiminde dış etkiyi güçlendireceğinden sakıncalı olabilecektir. Bu yaklaşım, siyasi, bölgesel ve yöresel değerlendirmelerin üniversiteyi aşırı biçimde etkilemesini beraberinde getirebilecektir.

  Yasa Taslağı’nın Akıbeti

  YÖK tarafından hazırlanan yasa taslağı Milli Eğitim Bakanlığı’na sunulmuştu ve Bakanlığın bu konuda nasıl hareket edeceği beklenmekteydi. Nitekim kamuoyuna yansıyan haberlerde; Bakanlığın Yasa Taslağı’nı bir kısım değişiklik önerileriyle Başbakanlığa gönderdiği bilgisine yer verilmiştir. Buna göre, işletme, turizm ve bankacılık gibi bölümlerin 4 yıldan 2 yıla, hukuk, coğrafya, sosyoloji ve tarih gibi bölümlerin 3 yıla indirilmesi, mimarlık mühendislik, eczacılık ve diş hekimliği bölümlerinin ise 6 yıla çıkarılması önerilmektedir.

   Milli Eğitim Bakanlığı’ndan bu haberlere karşılık yapılan açıklamada, Taslakta herhangi bir değişiklik yapılmadığı bildirilerek yukarıdaki haberler yalanlanmış ve Bakanın “taslakla ilgili genel değerlendirmelerini içeren bir üst yazı ekinde” Taslağın Başbakanlığa gönderildiği bildirilmiştir.

  Bakanlığın bu açıklamasına rağmen, Bakan’ın Ankara Öğretmenevi’nde gazetecilere verdiği demeçten, Bakanlığı geniş bir öneriler seti olduğu anlaşılabilmektedir. Bakan’ın beyanatından şu sonuçlar çıkarılabilmektedir:

 1-YÖK ile ilgili düzenlemeler Anayasa değişikliği gerektirmektedir.

 2-Milli Eğitim Bakanlığı, taslağı eleştiriler ve karşı önerilerle birlikte Başbakanlığa göndermiştir.

 3-Başbakanlıkta konu ile ilgili bir çalışma grubu oluşturulacaktır.

 4-İşin Maliye Bakanlığı'nı ilgilendiren boyutları vardır.

 5-Başbakanlıkta; anayasal, mali, hukuki, eğitim ve bürokratik boyutuyla konu yeniden ele alınacaktır.

  6- YÖK tarafından hazırlanan taslağa çok bağlı olmayan yeni bir tasarı hazırlanacaktır.

   Demek ki, YÖK tarafından hazırlanan Taslağa çok bağlı kalınmayacaktır. Milli Eğitim Bakanlığı, görev alanı olan ilk ve orta öğretimle sınırlı kalmak istememekte, yükseköğretim alanını da düzenlemek istemektedir.

Bu bilgilere, Başbakan tarafından açıklanan “özel üniversite” kurulmasına izin verilmesi de eklendiğinde,“üniversite eğitiminin akademisyenlere bırakılamayacak kadar önemli olduğu” şeklinde bir anlayışın Hükümette hâkim olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

İki Önemli Konu

Şu anda ücret düzeyi bakımından akademisyenlik cazip olmadığından, nitelikli insan gücü başka alanlara kaymakta üniversiteler nitelik kaybına uğramaktadırlar. Bilgi çağında bilgi üretmede birinci sırada yer alan üniversitelerin, en iyi mezunlar tarafından tercih edilmesi ve akademik düzeyin yükselmesi için yeni bir ücretlendirme sistemine ihtiyaç vardır.

Birçok kariyer mesleğinde üç yıllık yardımcılık görevinden sonra bir tez hazırlanarak asil kariyer mesleğine geçilmekte ve yüksek maaş düzeyine ulaşılmaktadır. Akademisyenlikte ise, buna eşdeğerde sayılabilecek yüksek lisans eğitimi tamamlandıktan sonra ücret düzeyinde hiçbir düzelme olmamaktadır. Yine uzun süren doktora dönemi çalışmaları aynı “Araştırma Görevlisi” statüsü ile yapılmakta, doktora tamamlandıktan sonra “Yardımcı Doçent” olarak atanma gerçekleşmezse aynı statüde maaş alınmaya devam edilmektedir. Yüksek lisans ve doktora aşamalarını tamamlamaya bağlı kariyer düzeyleri belirlenerek, akademik personelin ücret düzeyi yükseltilmeli ve tercih edilir bir konuma kavuşturulmalıdır.

Bir başka önemli konu, mevcut yayın destekleri ve doçentlik gereklilikleri ile bilim Türkiye’de Batı ülkelerine kaçmaktadır. Mevcut akademik yayın koşulları ve doçentlik kriterleri, önemli akademik yayınların yurt dışında yapılmasını gerektirmekte ve nitelikli bilimin ülkemiz dışında varlık alanına girmesine yol açmaktadır. Bu sebeple yabancı dilde yayın değil, nitelikli Türkçe yayın ödüllendirilmelidir. Bu amaçla Türkiye’de akademik yayınlara destek sağlanmalı, çok uzun süren makale hakem değerlendirmeleri ücretli hale getirilerek süre kısaltılmalıdır. Akademik dergiler sınıflandırılarak, bulundukları gruba göre parasal olarak desteklenmelidir.

  Sonuç ve Değerlendirme

  Günümüzün çağdaş yönetim anlayışında, paydaşların yönetime katılmasını esas alan “yönetişim” yaklaşımı esas alınmakta ve bütün dünyada bu yönde gelişmeler yaşanmaktadır. Bu ortamda üniversiteler için yapılacak yasal düzenleme konusunda akademisyenlerin devre dışı bırakılması ve hayati öneme haiz konuların siyasi-bürokratik elit tarafından kararlaştırılması sakıncalar doğurabilecektir.

    Bilgi ve iletişim çağını yaşadığımız şu günlerde, bilgi üretimi ile görevli akademik birimlerin ticari kaygılarla hareket etmelerine kapı açacak “özel üniversite” uygulamalarına geçme konusu iyi düşünülmelidir.

  Yetkilerin kişilerden alınarak kurullara devredilmesi yönündeki temel eğilim korunmalıdır. Otoriter yapılar ortadan kaldırılarak, üniversitelerin katılımcı demokratik süreçlerde yönetilmesi sağlanmalıdır.

   Stratejik bir bakış açısıyla hareket edilerek Türk üniversitelerinin evrensel bilim merkezleri haline gelebilmeleri için uygun ortam oluşturulmalıdır. Bu amaçla akademisyenliğin tercih edilir bir meslek haline gelmesini sağlayacak kariyere dayalı ücret düzenlemeleri yapılmalıdır. Doçentlik için yabancı yayın koşulu kaldırılmalı, nitelikli Türkçe yayınlar yeterli görülmelidir. Nitelikli Türkçe yayınlar yapılabilmesi için dergi destekleme sistemi kurulmalı, bilimsel yayınlar için adaletli değerlendirmeler yapılmasını sağlayacak bir oluşuma gidilmelidir.