Uzun bir aradan sonra kısa sürmüş köşe yazarlığı serüvenime dönme kararı almış bulunmaktayım. Siz okuyucular için önemli bir tarafı yok. Önemsenmek istenen zaten çok açık ortada.
Çok değerli haber sitemiz yöneticileri, âlicenaplık gösterir de yazılarımı yayınlar diye düşünmekteyim. Endişeli olmadığım söylenemez. Bir kaç gün önce kalbime, yeniden bir şeyler yazabilirim düşüncesi gelince birkaç gün sonrasını düşünerek site yetkilimizle sıcak bir diyalog başlattım. Halini hatırını sordum. Gerçi ileri doğru bir yatırım düşüncesi varsa da inanın asla kötü niyetli değildim. İnsan memleket hasreti çeker. Bu zamanda gerçi zor ama olsun. İnternet dünyası istediğin zaman aileni hemşerilerini kameradan görüyorsun konuşuyorsun. Lakin bu esnada onlar taze hamsi ve lahanayı bir mide düğünü merasimi ile yerken sonuç değişmiyor. Bu internet her şeye çare de ağzın suyunun akmasına çare değil.
Bu arada (yazarın” bu ara” dan kastı: yazı yazmaya ara verdikten sonraki zamanla bugüne değin geçen zaman arasındaki mesafeyi kastettiği) okunma oranı çok düşük olan bendenizin bireysel yaşamında ve bu yaşamıyla iç içe olan ülke yaşamında (ülke yaşamı uygun olmadı gibi) çok fazla değişiklikler oldu. Bütün bunlardan bahsederek sizleri sıkacak değilim. Ve bu yazının daha sonrakilere ilham vermesini istemekteyim. Bu nedenle bir nebze olsun merakta kalmanızda yarar var.
Birçok konuyu yazacağım elbette. Kısa yazılar olsun anlaşılır olsun istiyorum. Mesaj versin kaygısından kurtulmaya çalışacağım. Uzun yazamadığımı birçok okuyucu fark etmiştir. Araya bir yazarın özlediği “çok okuyucu” ibaresini de ne yaptım acaba… Yerleştirdim diyelim.
Yazılarımı en az babam beğendiği için okuyucunun beğenmemesinden alınganlık gösterecek değilim ama hep saygılı olacağım. Beğenilmek ümidi ile hafife alınma korkusu içerisinde bir teslimiyet. İşte yazarın imanı da budur. Elbette ki bir Oktay Ekşi, Güneri Civaoğlu, Bekir Çoşkun, Yılmaz Özdil olamayacağım. Belki olmakta istemem. Hatta hiçbir zaman Ahmet Hakanda olamayacağım. Aklıma nedense Kürşat Bümin geldi. Hayırdır Rasım Ozan’ı hiç hatırlamadım. Fehmi Koru nerde yazıyordu.
Laza sormuşlar. Laz olmasaydın ne olurdun diye. Çok mahcup olurdum demiş. İleride yazı konumuz olacak Demokratik açılım meselesine devam edeceğiz. Bu konuya bu fıkra ile başlasam nasıl olur diye okuyucuyla paylaşmak istedim.
Maaş alan bir köşe yazarı olmak döneminden sonra Rabbin bahşettiği bu imkânı en iyi şekilde değerlendireceğim. Beni asıl sevindiren mütevazı bir şekilde söylesem de “yazar” ibaresini kendime yakıştırmış olmam ve yazının başından beri buna itiraz eden bir Allahın kulu çıkmaması. Bu cesaret isteyen bir o kadar da zahmetli meşakkatli yolda ne kadar yürüyebiliriz. Diğer köşe yazarı kardeşlerimiz bu yolda bana öncülük edeceklerdir. Şimdiden kendilerine şükranlarımı sunuyorum. Diyalog önemli…
O kadar çok köşe yazısı kesip biriktirdim ki bu yaşıma kadar bilemesiniz. Kesmekten yarısını bile okuyamadım. Hep şunu derdim. Bu yazıların tamamını okursan sende yazar olursun. Okumadım ama oldum. Niyet çok önemli. Bunu bir kez daha anlamış oluyoruz.
Ömrümün yarısından fazlası Ankara da geçti. Ne büyük bir hüzün. Babamın üç ton çayı ve aksine çok çocuk isteğinin yol açtığı hüzün. Bir gün hep geri döneceğim duygusu.
Kutsi hadiste Allah buyurur ki,”Ben gizli bir hazine idim. Bilinmek istedim insanı yarattım.”Ey Rize’nin ben dâhil güzel insanları yazımı değerli sanatçımız Mustafa Sırtlı ile ilgili bir anekdotla (bu kelimeden de hazzetmem ama)bitirmek istiyorum. Kalp krizi geçirmiş duaya ve şifaya sebep olur inşallah.
Rizeli iş adamının birinin İstanbul’da torunun sünnet düğünü varmış. Demiş ki: Yahu bizim oralardan bir sanatçı olsa da o düğünü şenlendirse. Rivayet (ravi çok sağlam değil)eden kardeşimize bu görevi verir. Meğer o sırada Mustafa abide İstanbul’da değimli. Arkadaş O’na gider. Mustafa abi der. Durum böyle böyle. Mustafa ağabey ne demek der.Benim için şereftir.Arkadaş tam çıkacak aklına gelir. Mustafa abi der. Eyvallah ta seninde bir emeğin var. Ne alırsın …Mustafa abi düşünür ve derki.Yahu kardeş ben burada yeniyim Orhan,İbrahim Ferdi ne alıyor.Ben bunların aldığına razıyım.Mustafa abi budur.Gülen dua etsin.
Akıllıya kırk defa deli dersen deli olur. Bir yazıda kendime kaç defa yazar dedim. Utanmada kalmamış.
Teveccühünüze. Huzur ve bolluk diliyorum