Genel

Samsun'un kıyı şeridi yüksek deprem riski taşıyor

- OMÜ İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Muhammet Bahadır: - "Analizler neticesinde özellikle Atakum ilçesinin sahil bandı dediğimiz kesimi birinci ve ikinci derecede yüksek deprem riski içermektedir" - "Ladik depreminin üzerinden 65 yılın üzerinde bir zaman geçmiştir, Kuzey Anadolu Fayı tekerrür eden bir fay, kronolojik olarak depremler kendini tekrar ediyor"

Abone Ol

SAMSUN (AA) - VEYSEL ALTUN - Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Muhammet Bahadır, Samsun'un Atakum ilçesinin özellikle sahil bandının birinci ve ikinci derecede yüksek deprem riski taşıdığını bildirdi.

Üç akademisyenin görev aldığı "Atakum Deprem Acil Afet Durum Bilgi Sistemi" Projesi'nde Atakum ilçesi ve yakın çevresinin 3 farklı model ile deprem duyarlılık analizleri ve analizlerin tutarlılık testleri gerçekleştirildi.

Proje ile zemin yapısı, litoloji (kayaların fiziksel özellikleri), dere yatakları, kıyı dolguları incelendi ve sonuç olarak farklı birçok parametre kullanılarak Atakum deprem duyarlılık durumu tespit edildi.

"Atakum Deprem Acil Afet Durum Bilgi Sistemi" Projesi'nde görev alan Bahadır, AA muhabirine, Samsun'da özellikle Atakum ilçesinde deprem riskiyle ilgili iki yıl süren bir çalışma yaptıklarını ve çalışmanın sonuna yaklaştıklarını söyledi.

- Atakum nüfusunun yüzde 80'i yüksek ve çok yüksek riskli alanlarda yaşıyor

Atakum ilçesinin tamamında deprem duyarlılığı tespit ettiklerini anlatan Bahadır, Cağaloğlu Bulvarı olarak da bilinen Abdullah Gül Bulvarı'ndan sahil kesimine kadar olan kıyı şeridinin deprem açısından yüksek risk barındırdığını vurguladı.

Doç. Dr. Bahadır, "Litoloji, faya uzaklık, yer ivmesi, jeomorfolojik faktörler, sıvılaşma problemi gibi verileri kullanarak analizler yaptık. Analizler neticesinde özellikle Atakum ilçesinin sahil bandı dediğimiz kesimi, birinci ve ikinci derecede yüksek deprem riski içermektedir. Atakum ilçesinin 2000 yılından 2023 yılına kadar gelişim alanlarını da çıkardık. 2023'e kadar Atakum şehirsel alanı dört kat büyümüş ve bu büyük alanlarla biz depreme duyarlı alanları tespit ettik ve çalışmalar neticesinde Atakum nüfusunun yüzde 80'inin yüksek ve çok yüksek riskli alanlarda yaşadığı sonucuna vardık." diye konuştu.

- "Binalarımızı depreme dayanıklı yapmaktan başka şansımız yok"

Türkiye'de ve dünya genelinde en çok can kaybı yaşanan doğal afetin deprem olduğunun altını çizen Doç. Dr. Bahadır, şöyle devam etti:

"1943 Ladik ve 1944 Erbaa depremlerinde Samsun'da yaşayan insanlar büyük zarar görmüşler. 1943 Ladik depreminde Samsun'da 4 bin insan yaşamını yitirmiş ve gayri resmi rakamlara göre bunun 2 bin civarı ise şehir merkezinde yaşayan insanlardan oluşmakta. Ladik depreminin üzerinden yaklaşık 65 yılın üzerinde bir zaman geçmiştir, Kuzey Anadolu Fayı tekerrür eden bir fay, kronolojik olarak depremler kendini tekrar ediyor. Atakum ilçesi özelinde nüfusunuzun yüzde 80'i yüksek ve çok yüksek riskli alanlarda yaşıyor. Bu durumda binalarımızı depreme dayanıklı yapmaktan başka şansımız yok. 'Biz fay hattına uzağız!' Ama 1943'te de Samsun fay hattına uzaktı."

Sadece Atakum'da değil İlkadım ilçesinde yamaçların etek kesimleri, Cumhuriyet Meydanı ve sahile kadar olan kısımların da yüksek deprem riski barındırdığına işaret eden Bahadır, "Gazi ve Çiftlik caddelerinden aşağısı, Tekkeköy'ün büyük bir çoğunluğu, hep alüvyon zemin üzerinde. Buralar aslında tamamıyla birinci sınıf tarım arazisi. Peki biz ne yapmışız? Yol yapmışız, yerleşime açmışız. Doğru mu? Hayır. Peki şu anda bunu engelleme şansımız var mı? Yok. O zaman ne yapmamız lazım? Binayı bu zemine uygun yapmamız lazım." değerlendirmesinde bulundu.

Doç. Dr. Bahadır, 6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremlerde, uyarılara rağmen deprem öncesi önlem alınmamasının sonuçlarının acı bir şekilde tecrübe edildiğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:

"Türkiye bir deprem ülkesi, Ahmet Mete Işıkara hocamızın, 1999 Marmara depreminde gündeme gelmişti, onun güzel bir sözü var, 'Deprem öldürmez, bina öldürür.' diyordu ki çok doğru bir söz. Deprem ne kadar şiddetli olursa olsun Japonya'da bunu görüyoruz, depremde binalarından çıkmıyorlar çünkü binalarına güveniyorlar. Ben de bir vatandaş olarak binama güvenmeliyim, kolonu kesmemeliyim ya da kestirmemeliyim. Her şeyden önce biz en az can kaybını nasıl sağlarız? Ya da hiç can kaybı olmadan bu felaketleri nasıl atlatırız gibi sorunları çözmemiz gerekiyor."

- "Millet olarak depremle yaşamayı öğrenmeliyiz"

Binaların bilimin söylediklerine göre inşa edilmesi ya da güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Bahadır, şöyle dedi:

"Özellikle insanlarımız lütfen, 'Benim evim depreme dayanıklı mı? Bir ev alırken yönetmeliklere uygun yapılmış mı? Kolonlarda kesilme var mı? Kirişlerde eksik var mı, plan, projesine uygun yapılmış mı?' Sonuçta çoluğumuz çocuğumuzla oturacağız. Bunları dikkate alsınlar ve tabii ki bundan sonraki süreçte özellikle kamu kurum ve kuruluşlarımız lütfen yönetmeliklere, kanunlara uygun yapılaşma ruhsatlandırmaya önem versinler ki hiç kimse vebal altında kalmasın."

Millet olarak depremle yaşamanın öğrenilmesi gerektiğini vurgulayarak, "Amacımız bu süreci en az can ve mal kaybı ile atlatmak olsun. Devletimizin başlattığı kentsel dönüşüm bu bakımdan çok önemli, lütfen halk olarak bizler de sahip çıkalım, canımız yanmasın." sözlerine yer verdi.