Bilimsel Fark Bütün Faylar mı, Yoksa Sadece Bazıları mı? Üşümezsoy, “boydan boya her yer kırılacak” iddialarına itiraz ediyor. Ona göre Marmara’daki risk, büyük kısmıyla lokalize edilmiş durumda. Özellikle Silivri çukuru ve Kumburgaz çukuru fay hatları, bölgedeki tek kırılmamış, enerji biriktirmiş, bu yüzden de risk taşıyan parçalar bunlar…
Silivri ve Kumburgaz Fayları Neden Kritik?
23 Nisan 2025’te Silivri açıklarında meydana gelen yaklaşık 6.1–6.2 büyüklüğündeki deprem, Üşümezsoy’a göre yıllardır üzerinde durduğu bu fay hattının hareketlenmesinin delili
Fay hattının kırılan kısmı ile kırılmamış kısmı arasında estetik değil, bilimsel bir ayrım var, devam eden enerji birikimi, artçı sarsıntılar ve yer bilimsel gözlemler Üşümezsoy’un tezini besliyor
Üşümezsoy, Marmara Denizi’ndeki diğer fayların —özellikle Adalar, Avcılar ya da Yeşilköy yönündekilerin— şu an için büyük ölçekli kırılma potansiyeli taşımadığını, “ölü faylar” olarak değerlendirdiğini söylüyor
Üşümezsoy bu fay hattının kırılması durumunda beklenen depremin büyüklüğünün 6.0 ile 6.5 arasında olması kuvvetle muhtemel olduğunu belirtiyor. Daha büyük bir kırılma senaryosu için somut verilerin —fay uzunluğu, derinlik, yüzey kırığı vs.— yetersiz olduğuna dikkat çekiyor.
Korku Değil Hazırlık
Üşümezsoy “korkutacak bir senaryo” üretmek istemiyor, ama İstanbul’un bu fay hatları üzerindeki potansiyel tehlikeye karşı hazırlıklı olması gerektiğini vurguluyor. Kentsel dönüşüm, zemin etütleri, yapı güvenliği kontrolleri ve erken uyarı sistemleri gibi somut adımlar öneriliyor. Şener Üşümezsoy’un görüşleri, Marmara bölgesi deprem risk analizlerinde “tüm fay hattının birlikte kırılacağı” yaklaşımına karşı ciddi bir alternatif oluşturuyor. Bu görüşün doğruluğunu değerlendirmek için AFAD, Kandilli Rasathanesi gibi resmi kurumların saha verileriyle karşılaştırmalı okumaları önem kazanıyor.
Depremi Önceden Bilmek Mümkün mü? Bilim Ne Diyor?
Depremler dünyanın en yıkıcı doğal olaylarından biri. İnsanlık olarak en çok merak ettiğimiz sorulardan biri de şu: “Depremi önceden bilmek mümkün mü?” Cevap kısa ve net: Hayır. Bugünün bilimi ve teknolojisiyle bir depremin tam zamanını, yerini ve büyüklüğünü önceden söylemek mümkün değil.
Ne Yapabiliyoruz?
Bilim insanları belirli bir bölgedeki deprem riskini olasılıksal olarak hesaplayabiliyor. Yani, “Önümüzdeki 30 yıl içinde bu bölgede 6 ve üzeri deprem olma ihtimali %X” diyebiliyoruz. Bunun için fay hatlarının geçmiş kırılmaları, GPS ölçümleri ve istatistiksel modeller (ETAS, STEP vb.) kullanılıyor. Ama “yarın saat 14:32’de 7.1 olacak” diyemiyoruz.
Erken Uyarı Sistemleri
Deprem başladıktan sonra ilk gelen P dalgası yakalanıyor ve daha yavaş gelen yıkıcı S dalgası ulaşmadan önce insanlara birkaç saniye ile onlarca saniye arasında uyarı gönderiliyor. Japonya ve ABD’nin batısında bu sistemler aktif. Bu, depremi önceden bilmek değil ama başladığını anında fark edip saniyeler kazandırmak anlamına geliyor.
Neden Tam Tahmin İmkânsız?
Radon gazı, elektromanyetik dalgalar, hayvan davranışları gibi onlarca yöntem denendi ama hiçbirisi tutarlı sonuç vermedi.Fay kırılması çok küçük ölçekte, gözlem ağlarının ötesinde başlıyor. Kayaçların heterojen yapısı ve sürtünme yasaları süreci kaotik hale getiriyor.Depremi “tetikleyen” küçük süreçler gözlemlenemiyor; elimizde sadece geniş ölçekli sismik ve jeodezik veriler var.
Yapay Zekâ Bir Çözüm Olabilir mi?
Yapay zekâ, özellikle olasılıksal öngörü modellerinde umut verici sonuçlar veriyor. Depremlerin uzay-zaman-magnitüd dağılımlarını daha iyi modelleyebiliyor. Ama bu da yine “önümüzdeki X yıl içinde şu ihtimalle deprem” demekle sınırlı. Yani, deterministik bir saat–yer–büyüklük tahmini hâlâ yok.
Gerçek Çözüm Nerede?
Depremi önceden bilmek yerine etkilerini azaltmaya odaklanmak gerekiyor: Dayanıklı binalar: Depremi felakete dönüştüren şey, kötü yapı stoğu.Zemin etüdüne uygun, yönetmeliğe uygun yapılar şart. Fabrikalar, metro sistemleri, hastaneler bu sistemlere entegre edilmeli.Acil durum çantası, toplanma alanı bilgisi ve aile planı hayat kurtarır. Bugünün bilimsel konsensüsü açık… Depremler tahmin edilemiyor. Ama riskli bölgeler, olasılıklar ve erken uyarı sistemleri sayesinde hayat kurtaracak önlemler alabiliriz. Asıl mesele “depremi bilmek” değil, deprem olmadan hazır olmak.




