AKP'li Ünsal: Dekolteliye Haksızlık Bana Haksızlık

AK Parti’nin 64 kurucusundan biri olan Fatma Bostan Ünsal, demokratikleşme paketi ve dekolte tartışmasına ilişkin açıklamalarda bulundu.

RÖPORTAJ 17.10.2013, 16:11 29.04.2020, 23:19
6078
AKP'li Ünsal: Dekolteliye Haksızlık Bana Haksızlık

Fatma Bostan Ünsal AK Parti’nin 64 kurucu üyesinden biri. “Yukarıdan söylenen her görüşü aynen benimsemeyebileceği”ni en başından söylemiş, karşılığında ise “Bize, bizi eleştirecek insan lazım” yanıtını almış. Ünsal partinin ilk yıllarından beri bu eleştirel pozisyonun hakkını veriyor. Partisi Irak tezkeresini Meclis’ten geçirmeye çalışırken o Irak’a canlı kalkan olarak gitti. 2011 seçimlerde “Başörtülü aday yoksa oy da yok” dedi ve bu süreçte neredeyse partisinden istifa noktasına geldi. Gezi sürecinde ise “Camideki halılar bir tek insanımızın saçının teline değer mi?” diye sordu.

Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde yüksek lisans eğitimi alan, ABD’de Georgetown Üniversitesi’nde laiklik üzerine çalışan, Başkent Kadın Platformu’nun kurucularından Ünsal, AK Parti’nin ilk yıllarında İnsan Haklarından Sorumlu Başkan Yardımcılığı yaptı. Hâlen Muş Alpaslan Üniversitesi’nde ders veriyor.

Fatma Bostan Ünsal, Taraf"tan Tuğba Tekerek"e gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu:

Demokratikleşme paketinin en önemli maddelerinden biri kamuda başörtüsüne özgürlüktü. Siz bunun için çok mücadele etmiştiniz. Duyunca ne hissettiniz?

Çoktaaaan yapılması gereken bir şey nihayet yapılmış, diye hissettim.

Geç de olsa önemli bir ilerleme değil mi?

Eskiye nazaran ilerleme. Bu yasak kadınlar arasında bir ayrıma dayanıyordu: Başı açık kadınlar her yerde olabilir, başörtülüler ancak sokakta olabilir. Şimdi bazı kamu görevleri için serbestlik geldi ama mantık aynı: Başı açık olmak asıl durum. “Yargıda olur mu olmaz mı” diye soruyoruz. Artık kafamızda bu tür soruların olmaması gerekiyor.

“AK Parti bunları daha önce yapsaydı parti kapatma nedeni olabilirdi” deniyor. Haklı bir sebep değil mi bu?

Evet, gecikmenin bazı nedenleri var. Ama bu bir temel hak ve geç tanınmış olması nedeniyle bir mahcubiyetle gündeme gelmesi gerekir. Kürtçe için de durum aynı. “İnkar politikası vardı biz bunu yavaş yavaş kaldırıyoruz” diyorsunuz. O halde bütün bu yapılanlar bir tazmin. Onun mütevazılığıyla sunulmuş olsa insanlar pek itiraz etmeyecek. İnsanlar belki en çok da bu usule itiraz ediyor. Zaten gecikmiş bir hakkın teslimi için niçin müteşekkir olmamız gerekiyor ki? Kürtleri çok iyi anlayabiliyorum.

Kıyafet yönetmeliğinde başörtüsü yasağı kalktı ama dizüstünde etek, kolsuz bluz hâlâ yasak. Bu sizin için bir mesele mi?

Başörtüsü yasağı bizim için neden çok önemliydi? Çünkü insanlar işinden atılıyordu. Ben kolsuz bluz giydiği için işinden atılan duymadım. Ama tabii başörtüsü gibi diğer müdahalelere de karşı olduğumuzu söyleyebiliriz. Kamu görevlisi için ayrıntılı bir düzenlemeye de gerek yok. Öğretmen olmuş bir şahsa çocuklarımızı emanet ediyoruz ama nasıl giyineceği konusunda güvenmiyoruz.

Siz, “endişeli” başı açık kadınlara empati duyuyor musunuz?

Biz kamu hayatına yeni giriyoruz, özel alanda hiç çalışmamışız. O yüzden kadınlar nasıl ikincilleştiriliyor, pek iyi bilemeyiz. Ama benim üst düzey yönetici bir arkadaşım var, çok şikayetçi bu dönemde. Yeni dönem bürokrasiyle çok rahat edemediğini, önemli mağduriyetler yaşadığını, iş yapma kapasitesinin daraldığını söylüyor. O olmasa bu kadar farketmeyebilirdim. “Sizi başı örtülü diye evde oturtuyorlar, bizi de başı açık olduğumuz için” diyor. Şimdi başörtülü kadınların büyük mesuliyeti var, bu kadınların mağduriyetlerini anlamak ve üstesinden gelebilmek için.

Bu belki de kadın hareketinde ciddi bir dönüşüm anlamına gelecek...

28 Şubat’ta kadın hareketi, başörtüsü meselesini çözebilecek güce sahipti. Ama maalesef bunda başarılı olamadı. Ben o kadar öyle düşünmüyorum ama Nilüfer Göle “Türkiye’deki kadın hareketi ölmüştür, bu kadar başörtülü kadının mağduriyetini gündem haline getirmemiştir” diyor. Bundan sonra kadın hareketinin çoğulculaşması, farklı referans alanlarını da içine alması, kimsenin kimseye üstün olmadığı, ortak müzakere alanının yaratılması gerekiyor. Yeni bir kadın hareketi veya kadın hareketinin farklı pencereleri olması gerekiyor.

Hükümet sözcüsü Hüseyin Çelik’in bir televizyon sunucusunun dekoltesine “aşırı” demesini ifade özgürlüğü sayabilir miyiz?

Demirel “Başörtülüler gitsinler Suudi Arabistan’da okusunlar” dediğinde bunu ifade özgürlüğü olarak görmemiştik. Etkili yerlerdeki insanların kişisel beyanlar konusunda kendini kısıtlaması gerekiyor. Çünkü bu sözden sonra başka şekilde inisiyatif alan insanlar oluyor. Bunun Hüseyin Çelik tarafından da anlaşıldığını sanıyorum. Çünkü onun sözlerinden sonra bir insan işini kaybetti. Üzülmüştür.

İkinci açıklamasında pek üzüntü belirtisi yoktu. “Duyarlılığımız toplumun genel duyarlılığı” diyordu.

28 Şubat’ta Türkiye’nin yüzde 80’i başörtüsünü destekliyordu, kadınların yüzde 65’i başını örtüyordu. Buna rağmen başörtüsünü yasaklama cinnetini yaşadı Türkiye. O kadar büyük bir mağduriyeti medya, iş dünyası destekledi. Arendt’in söylediği “kötülüğün sıradanlaşması”... Faili meçhuller döneminde, Hitler döneminde dehşet verici kötülükler normal hayatında son derece iyi olan insanlar tarafından yapılıyor. Budur 28 Şubat’tan çıkartacağımız ders. İnsanları yargılamak mesele değil. Baskıcı bir düşünce çok çeşitli kesimlerce desteklenip mağduriyete sebep olabilir. Bizim bu hassasiyetle iktidarda olmamız gerekiyor.

Başbakan da 2-3 sene önce “kadın-erkek eşit değil” demişti. Eşitlik derken aynılığı kastetmişti, sonra da “Kadın erkek eşitliğini güçlendirmek için çalışıyoruz” demişti ama ben Antep’e gittiğimde bir üniversite öğrencisi rahatlıkla “kadın erkek eşit değil, niye kadın çalışma hayatında olsun” diyordu. Başbakan’ın o sözleri açıklığa kavuşturulmadığı için AK Parti’li kadınlarda bir vebal vardır.

İşini kaybetmiş olması bir yana, siz bir kadının televizyonda o şekilde dekolte giyinmesiyle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Herkes istediği gibi giyinebilmeli. “Kadın başörtülü olmasın”a nasıl itiraz ediyorsak “Şöyle olmasın” “Böyle olmasın”a da itiraz etmeliyiz. Ama tabii normal hayatta dekolte olmayan bir insan televiyonda buna zorlanıyorsa, bunu doğru bulmam. Sol hep söyler ya, kadının metalaşması, ona itirazım olur.

Demokratikleşme paketinde Kürtlerle ilgili atılan adımlara ne diyorsunuz?

Andımızın kaldırılmış olması özellikle o bölge için çok önemli. Ama en büyük problem anadilde eğitim. Bunu sadece özel okullara havale etmek, onları azınlık statüsüne koymak demek. Kürtçe devlet kanalı var da neden Kürtçe devlet eğitimi olmasın?

“Türklerin hassasiyetleri” diyorlar, “zamana ihtiyaç var” diyorlar...

O hassasiyetler bazen insan haklarına da aykırı olabiliyor. Bir arkadaşım söylüyordu. “Ben Kürdüm, bana ‘Türkiyeli’ demek zor gelmiyor. Ama bir Türk’e ‘Türkiyeliyim’ demek zor geliyor. Oysa Türk Türkiyeli ne kadar yakın. Benim katetteiğim mesafeye bak, ona bak.” O halde “Ne olursa olsun hassasiyeti koruyalım” değil de “Biraz da adaleti gözetelim” dememiz gerekiyor.

Şerif Mardin’in uyarısına katılıyorum

Dekolteli kadına müdahalenin kadın hakları ihlali olduğunu düşünüyor musunuz?

İnsan hakları dersine girerken şunu söylerdik: Dünyanın herhangi bir yerinde bir insanın hakları ihlal edildiği zaman, bu sizin de haklarınızın da ihlal edildiği anlamına gelir. Çünkü sadece insan olduğunuz için bu haklara sahipsiniz, o yüzden dünyadaki her insanın durumuyla eşitsiniz. Kadına yönelik herhangi bir ihlal de o toplumdaki herkesin hakkının ihlalidir ve onları güdükleştirmektir. Evet, bu bağlamda dekolteli bir kadına yapılan ihlal bana da yapılmış demektir. Bu arada Şerif Mardin’in belki 10 senelik bir makalesi var. Oradaki uyarısına ben de çok katılıyorum.

Nedir o uyarı?

Diyor ki, “ANAP’tan itibaren sivil toplumda en aktif gruplar dindar muhafazakarlar. Bir müzakere alanı olan sivil toplumun sağlıklı olması için, bu grupların kişisel özgürlüklere yaklaşımı belirleyici olacak.” Şerif Mardin genelde bu camiaların kişisel haklara yönelik kısıtlayıcı olduğunu söyleyip şüpheyle yaklaşıyor. Bu uyarıya katılıyorum. Buna çok dikkat etmeliyiz ama şu anda tam tersine kısıtlayıcı yönde reflekslerimiz var.

Ben 13 yaşında örtündüm

AK Parti milletvekili Mustafa Şentop “İlkokuldakiler de dahil öğrenciler başını örtebilmeli” dedi. Sizce de öyle mi?

Bence başı örtülülük ya da başı açıklık da “istenen” “benimsenen” birşey olmamalı. İnsan kendisini nasıl rahat hissediyorsa, o asıl olmalı.

Ama burada çocuktan bahsediyoruz...

Farketmez ki! Bazı çocuklar annesini görerek başını örtmek isteyebilir. Onu ne açması ne kapaması yönünde zorlamak gerekir. Rahat bırakalım. İngiltere’de de, her yerde de böyle ilköğretim.

Siz kaç yaşında örttünüz başınızı?

13-14 yaşındayken örttüm. Kuran kursuna gittim, oradaki hocamın etkisiyle... Annem de başörtülüydü, “Başörtülü olmak gerekir” diye düşünüyordum. Liseye başımı açarak gittim, o zor gelmiyordu. Ama üniversitede öyle değildi tabii.

Dinen kaç yaşında örtmek uygundur?

Buluğ çağında örtülür. Türkiye için, 12-13 yaşından sonra. Ortodoks anlayış o. Ama ilköğretim 8’inci sınıfta başını örtüp o okuldan o okula atılmış olanlar da var. Bu meseleyi topluma bırak, nasıl istiyorsa öyle yapsın.

O vakit belki de 7 yaşında hiçbir çocuğun örtündüğünü görmeyeceğiz...

Ben çocukken de okul dışında örtebilirdim ama örtmedim. Çocuk için başörtüsü ek bir şey. Çok pratik, rahat bir şey değil. Ama çok tutturan bir çocuk varsa da bırakın örtsün. Ben genel olarak İsmail Beşikçi’nin o tesbitine çok katılıyorum: İnsanların çeşitli kimlikleri var, hangisine baskı yapılırsa o güçlenir.

“Kadına hiç mi vuramayacağız”

AK Partili belediyeler sığınmaevi açmak konusunda pek hevesli değil? Neden sizce?

Bu kadına şiddet konuları ilk konuşulduğunda, “Mesela komşusu polise ihbar etsin mi” sorusu çıktığında Refah Partili bir arkadaş “aile mahremiyetine karışmak” demişti. Bu mahremiyet olur mu fiziksel bütünlüğe müdahale! Kadına yönelik şiddetin dine de karşı bir şey olduğu maalesef bizim camiada çok yerleşmiş bir şey değil. Kadına yönelik şiddetle ilgili yasal düzenleme ilk çıktığında da aklından hiç şiddet uygulamak bile geçmemiş insanlar bile “artık uygulayamayacak mıyız” demişti.

“Hiç mi vuramayacağız” yani!

İnsanlara, kimseye zarar vermemek gerektiğinin de namaz gibi öğretilmesi gerekiyor ama şiddet konusunda bir direnç var. Sığınmaevi konusunda insanlar bunu hep “Boşanmayı teşvik eder” diye görüyor. İslam’da boşanmak, istenmeyen bir şey ama olmayacak bir şey de değil. Oysa ki sığınmaevine giden kadına verilen destekle sağlıklı aileler kurulabilir.

LGBT bizim de imtihanımız

Paketten bir de nefret suçları düzenlemesi çıktı, ama medyadaki haberlere göre düzenlemede LGBT’ler (lezbiyen gay biseksüel trans) nefret mağduru sayılmayacak. Böyle birşey olabilir mi?

Bütün insan hakları onlar için de geçerli;yaşam hakkı, mülkiyet hakkı... Yaşadıkları yerden çıkartılıyorlar, ne hakla! Nefret suçu düzenlemesi onları da korumalı. Nefret suçunun en çok yöneldiği gruplar onlar. Yaşam tarzından dolayı mağdur olanlardan çok daha fazla mağdur oluyorlar. Başörtülüye yönelik bir yaralama, öldürme yok. Ama bu düzenleme, Avrupa Birliği’ne uyum kapsamında çıkartılıyor. AB bu konuda hassas, bence LGBT’ler de bu düzenlemenin içinde olur. Bakın Malezya anayasasında İslam olan bir ülke, İslam Üniversitesi’ne Müslüman kadınlar başörtüyle gitmek zorunda. Koca bir cami var ortasında. Orada onlar için üçüncü bir saf var. Gerçeğe gözünüzü kapatamazsınız. Ahmet Necdet Sezer “Başörtülü öğrenci yok.” demişti. Ama var. Bu da öyle.

Yani LGBT’ye camide yer açalım...

Normal cemaate iştirak etmeleri lazım. Orada rahat olamıyorlarsa, yapabilecekleri şey ayrı safsa ona da göz yummalıyız. Dışladığınız zaman sizden yardım da alamıyorlar. Sonra karşılıklı birbirini itme oluyor. Bu, sadece LGBT için değil, bizler için de imtihan. O kapıları kapatmak Allah’ın gücüne gider. O da bu arada düşünür taşınır. Eşcinselliği kendin için, çevren için çocuğun için uygun bulmazsın o ayrı. Ama iletişim kanallarının açık olması lazım. Beraber çalışacağız, yemek yiyeceğiz. İstiyorsa beraber namaz kılacağız. Söylenir, “Peygamber mescidinde yeri vardır” diye...

 

banner43
Yorumlar (0)
banner49
Günün Anketi Tümü
Rize Şehir Hastanesinin deniz dolgusu üzerinde yapılmasını uygun buluyor musunuz?
Rize Şehir Hastanesinin deniz dolgusu üzerinde yapılmasını uygun buluyor musunuz?
27°
parçalı bulutlu
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Başakşehir 30 63
2. Trabzonspor 30 61
3. Sivasspor 30 54
4. Galatasaray 30 52
5. Beşiktaş 30 50
6. Fenerbahçe 30 49
7. Alanyaspor 30 48
8. Göztepe 30 38
9. Gaziantep FK 30 38
10. Antalyaspor 30 37
11. Kasımpaşa 30 36
12. Gençlerbirliği 30 32
13. Denizlispor 30 32
14. Kayserispor 30 31
15. Konyaspor 30 30
16. Malatyaspor 30 29
17. Çaykur Rizespor 30 29
18. Ankaragücü 30 25
Takımlar O P
1. Hatayspor 32 60
2. Erzurum BB 32 56
3. Adana Demirspor 32 55
4. Bursaspor 32 55
5. Akhisar Bld.Spor 32 54
6. Fatih Karagümrük 32 53
7. Altay 32 51
8. Ümraniye 32 44
9. Keçiörengücü 32 44
10. Giresunspor 32 44
11. Menemen Belediyespor 32 42
12. İstanbulspor 32 37
13. Balıkesirspor 32 35
14. Altınordu 32 33
15. Boluspor 32 30
16. Osmanlıspor 32 27
17. Adanaspor 32 21
18. Eskişehirspor 32 12
Takımlar O P
1. Liverpool 33 89
2. Man City 33 66
3. Leicester City 33 58
4. Chelsea 33 57
5. M. United 33 55
6. Wolverhampton 33 52
7. Arsenal 33 49
8. Sheffield United 33 48
9. Burnley 33 46
10. Tottenham 32 45
11. Everton 32 44
12. Newcastle 33 43
13. Southampton 33 43
14. Crystal Palace 33 42
15. Brighton 33 36
16. West Ham 33 31
17. Watford 33 28
18. Aston Villa 33 27
19. Bournemouth 33 27
20. Norwich City 33 21
Takımlar O P
1. Real Madrid 34 77
2. Barcelona 34 73
3. Atletico Madrid 34 62
4. Sevilla 33 57
5. Villarreal 34 54
6. Getafe 34 53
7. Real Sociedad 34 51
8. Athletic Bilbao 34 48
9. Valencia 34 47
10. Granada 34 47
11. Osasuna 34 45
12. Levante 34 43
13. Real Valladolid 34 39
14. Real Betis 34 38
15. Deportivo Alaves 34 35
16. Eibar 33 35
17. Celta de Vigo 34 35
18. Mallorca 34 29
19. Leganés 34 28
20. Espanyol 34 24
Namaz Vakti 08 Temmuz 2020
İmsak 02:49
Güneş 04:46
Öğle 12:28
İkindi 16:27
Akşam 20:00
Yatsı 21:48