Hükümetin başlattığı ve benim en başından beri itiraz ettiğim “demokratik açılımının” neye hizmet ettiği konusunda ki şüphe ve itirazlarımı sizlerle bugüne kadar paylaştım…

Açılım adı altında demokratikleştiğimizi söyleyenlerin önce kendi vicdanlarını bağımsızlığa kavuşturması gerekmektedir her şeyden önce! Bu açılım süreci içerisinde bir kez daha bu kendine Müslümanları tespit etme imkanım da oldu!…

Bu ülkede hemen hemen her alanda yapılan icraatlar birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Söylenen sözler ve onun arkasından gelen icraatlar bazen kendi içinde tenakuza düşse de, iktidar partisi nihai hedefine doğru dolu dizgin ilerlemektedir!...

Dün Ülkemizde her Allah’ın günü isyan provalarının yapılmasının yerini bugün için sükûnet(!)almışsa bunun nedeni hedefe doğru bir adım daha yaklaşıldığındandır!

Bu güzel ülke kutuplaşmanın merkezi haline gelmişse bunun müsebbibi sokaktaki vatandaş değildir her halde? Açılım safsatasından bu yana geçen sürede ülkemizde ki kutuplaşmanın kronik hale geldiğini ben değil bilimsel araştırmalar yapan sosyal bilimciler ve araştırmacılar söylüyor...

Sürekli vurguladığım ve inandığım düşüncemi bir kez daha ifade edeyim…Elbette ben ve benim gibi düşünenler; insanımızın tüm hürriyetlerden istifade edebilmelerini, cehaletten, sefaletten, birilerine kul köle olmaktan kurtularak hür vicdanlı insanlar olmalarının önünde ki engellerin kaldırılmasını ve daha mutlu, ekonomik yönden de sorunsuz bir ülke olmamız gerektiğini düşünmekteyiz…..

Ülkemiz maddi ve manevi olarak iki kutba ayrılmıştır bugün… Kenarından köşesinden de olsa 12 Eylül askeri darbesine tanıklık ettim…

Sizi temin ederim ki, o günler de bile bu kadar kutuplaşmanın merkezi olmamıştı ülkemiz… Sağ sol çatışması her ne kadar toplumu çıkmaz sokaklara götürmüş olsa da genel anlamda cemiyette ki bireyler arasında bu kadar kın ve saplantılar olmuyordu.

Bugün ise; eski Marksistler, liberaller, İslamcılar, büyük sermaye sahipleri ve siyasal Kürtçüler, adeta kol kola girmiş ülkeye açılım adı altında sözde demokrasi getirmenin mücadelesi içine girmiş ve kutuplaşmanın da baş aktörü olmuşlardır!..

Zaman zaman sosyal medyada düşüncelerimi kısa cümlelerle paylaşarak insanımızın nabzını tutmaya gayret ediyorum…

 

Bir gün demiştim ki; ”Gün gelir Anadolu Beylerbeyliğini bile size çok görürler derken ne kadar haklıymış Fethi Gemuhluoğlu…

Onun için S.Ahmet Arvası’ya kulak verme zamanı; ”Türk Milliyetçileri, dağılmamak, yanılmamak ve güçlenmek için “tez” ve antitezlerini çok iyi bilmek ve ona göre davranmak zorundadır”

Bu paylaşımım üzerine onlarca arkadaşımız, bizi ırkçılık yapmakla, Müslümanlığımızı yeniden gözden geçirmemize kadar bir sürü ithamda bulunarak ne büyük bir yanlışın içinde olduğumuzu ve bize uyandırmaya gayret ettikleri bağlamında sözler ettiler!

Artık normal bir fikir tartışmasını hiçbir kimseyle yapmanın imkanı kalmadı bu ülkede. O kadar kutuplaştık ki, birbirimizi dinlemeye, anlamaya bile tahammül edemez hale geldik! Bence bu iktidarın en büyük başarılarından bir tanesi de budur!

Yukardan dizayn edilen bu görüşlere karşın halkımız kendisini hangi siyası partiye yakın hissediyorsa, düşünmeden, sorgulamadan o partinin icraat ve söylemlerine katıksız rıza göstererek kabul etmektedir…

Bence işin en vahim tarafı da budur. Önyargısız bir şekilde sohbet ettiğim insanlardan edindiğim intiba maalesef bu yönde…

Bir düşünce niçin kabul edilir, nedir ne  değildir daha bunun farkında olmayan insanlarla ”demokratik açılım” yapmanın bizi getireceği nokta bugün ki Türkiye’nin bize gösterdiği içler acısı tablosunda da saklıdır aslında!

İtiraf etmeliyim ki; birilerinin ham hayal peşine koştuğunu  ve neyin olmayacağını hele bir görsün demokratik açılım yapanlar diye de düşünürdüm! Meğer yanılmışım!

İnanılmaz bir kara propagandaya kurban edildi onca değerimiz.  

Bu  ülkenin tv ve gazetelerine göz ucuyla da olsa bakabilen insanımız sanırım ne demek istediğimi daha iyi anlayabilirler…

“Demokratik paketi” özgürlük kılıfıyla süsleyerek kamuoyuyla paylaşan iktidar ve iktidar severler, bu oldubittiye karşı gelenlere “ırkçılık” ve “özgürlük düşmanı” suçlamaları yaparak siyasi bölücülerin emeğine yağ sürmeye, İmralı’da ki caniyi de şımartarak emellerine biraz daha yaklaşmalarını sağlamaktadırlar!

Son olarak şunu ifade etmek isterim; Milli duygulara yani bu ülkeyi seven onun için her fedakarlığı göze alan Milli duruşun sahibi gençler yetiştirmek aileden başlayarak okulda devam eden bir süreçtir. Okulda; “din sevdirilir, vatan sevdirilir, aile sevdirilir, dil sevdirilir, bayrak sevdirilir”. Bugün okullarımız da okunan andımızı kaldıranlara alkış tutanlar yarın sıra “İstiklal Marşımıza” geldi mi hayıflanırlar mı acaba diye de sormak isterim!

Maalesef bugün Ülkemizin içinde bulunduğu felaketi idrak etmekten birileri acizizdir! Onun için üzgün ve umutsuzum ülkemizin geleceği adına…

Zira; sahip olduğumuz onca değerimiz, uydurulan ya da dayatılan “açılım safsatasına “ kurban edilmeye devam etmektedir…

Görüşmek üzere, Allah’a emanet olunuz… 

(Not; Bu yazım 2013 yılında yazılmış ve bu köşede yayınlanmıştır. Yeniden hatırlatmak istedim!)