Avrupa’da nevrotik kaygı ve İslam’a karşı nefret anlatıları

Avrupa’da ortaya çıkan nefret anlatılarında Müslüman azınlıkları hedef alan söylemler, bütüncül bir perspektifle İslam dinine yöneltilmeye başladı.

Genel 21.01.2021, 12:53
26
Avrupa’da nevrotik kaygı ve İslam’a karşı nefret anlatıları

Avrupa’da ortaya çıkan nefret anlatılarında Müslüman azınlıkları hedef alan söylemler, bütüncül bir perspektifle İslam dinine yöneltilmeye başladı. “Değerler çatışması” (clash of values) olarak tanımlanan konular, “Avrupa evi”ne alınmak istenmeyen Müslüman yabancılarla başlayarak din düşmanlığına taşındı. İslamofobi kavramsallaştırmasının tekrar tartışmaya açılmasına sebep olacak bu düşmanlık ve saldırganlık, İslamiyet’e ve mensuplarına yönelen yeni bir tür antisemitik dalga olarak algılanıyor. Birbirini besleyen İslam ve Müslüman nefreti anlatılarıyla inşa edilen “düşman” algısı, Müslümanları “aşağı” olarak damgalıyor, zenofobik, saldırgan, yeni-ırkçı nefret söylemlerinin odağına oturtuyor ve bu söylemler Avrupa’da aşırı sağcı siyasi partiler ve radikal gruplar tarafından araçsallaştırılıyor. Özellikle Norveç, İsveç, Almanya, İngiltere ve Fransa’da ardı ardına patlak veren İslam karşıtı olaylar, yeni-ırkçılığa evrilen nefret anlatıları yoluyla bir grup insanda ortaya çıkan patolojik nevrotik kaygı ve bu kaygıdan doğan varoluşsal güvensizlikleri de açığa vuruyor. Avrupa’da aşırı sağ partilerle yüzeye vuran bu ötekileştirme ve popülist anlatılar, toplumların bir kısmı tarafından kabul görüyor; fakat bu kabulün sosyo-psikolojik arka planı çoğu zaman göz ardı ediliyor. Fakat gelişmelerle birlikte doğru teşhislerin konulamamasının, doğru tedavi yönteminin de bulunamamasına yol açacağı bir gerçektir.


2020 Ağustos’unun sonunda aşırı sağcı Sıkı Yön (Stram Kurs) Partisi lideri Rasmus Paludan’ın İsveç’in Malmö kentinde Kuran-ı Kerim yakmasının ardından Avrupa’da İslam-karşıtı provokatif eylemler artış gösterdi.
İsveç’te Müslümanlar ve aşırı sağcı gruplar arasında artan gerilimin ardından, Norveç’in başkenti Oslo’da Sian üyesi aşırı sağcı bir grubun Kuran-ı Kerim sayfalarını yırtarak İslam’a ve Kur’an’a hakaretler yağdırması büyük tepkilere neden oldu. Akabinde yine İsveç’te bir mescidin önüne, üzerine tehdit içeren nefret söylemleri yazılmış ve ardından yakılmış Kuran-ı Kerim sayfaları ve domuz pastırması bırakıldı. Fransa’da Charlie Hebdo dergisinin, 2005’te Danimarka’da yayımlanan karikatürleri tekrar yayımlama kararını ilan etmesi de düşmanlığın İslam dinine yöneltildiğini tekrar kanıtladı. Fransa cumhurbaşkanının İslam’ı “krizde bir din” olarak tanımlamasıyla daha da artan gerilim, İslam karşıtlığı anlatısının popülist siyasetçiler tarafından bir propaganda aracı olarak sürekli olarak nasıl üretildiğini de göstermiş oldu. Tüm bu gelişmeler, Avrupa’da bir tür yeni kültürel-ırkçılık (yeni-ırkçılık) ya da İslam karşıtlığı dalgası olduğuna dair söylemleri artırıyor.


“Belirsizlik ve kaygı çağı”nda gündemden hiç düşmeyen popülist siyaset, zamanın ruhuna uygun olarak devam ediyor. Yapılan pek çok yorumda genellikle ihmal edilen popülist siyasetin toplum zeminindeki sosyo-psikolojik arka planı ise İslam düşmanlığını sürekli yeniden üreten siyasi anlatıların toplumsal zeminini karanlıkta bırakıyor.
Bu toplum zemini İslam dinine karşı sıradan kaygılara sahip değil ve aşırı kaygılarının en temel sebebi, İslam dininin doktrinlerini bilmemek, yani dini tanımamak. İslam dinini tanımadıkları, bilmedikleri halde biliyormuşçasına ahkam kesmeleri ya da onu dar kalıplara sığdırma çabaları ise nevrotik kaygılarını tetikleyen ilk ve en önemli etken. Dolayısıyla bu insanlar pek çok türe ayrılan cehalet kavramı içinde, bilmeyen, bilmediğini de bilmeyen ama buna rağmen en doğruyu bildiğini iddia eden “derin cehalet” kısmında yer almaktalar. Bu nokta, üzerinde durulması gereken en önemli nokta; çünkü “insan bilmediğinin düşmanıdır” argümanını kanıtlarcasına, bütün bir düşmanlık binası bu temel üzerinde yükseliyor. Avrupa’da bir grup insan, varoluşlarına tehlike olarak tanımladıkları İslam dinine ve dolayısıyla Müslümanlara karşı patolojik nevrotik bir kaygı içindeler. Yaşadıkları kaygının normal veya sıradan bir kaygı olmadığı ise bu kaygıyı tolere edememeleri dolayısıyla gösterdikleri saldırganlıklarla açığa çıkıyor.

İnançları hakkındaki eleştirel tutumlara açık olmaları dayatılan Müslümanların özgürlükleri hiçe sayılıyor. Bu konular ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, eleştirilebilirlik söylemleri dahilinde ele alınırken, Müslümanların en temel hakkı olan din ve vicdan özgürlüğünün sınırları aşılıyor. İslam’ın doktrinlerine ve Müslümanlara şiddet içeren, aşağılayıcı ve alaycı eylemlerle saldırılırken hukuki sınırlar da göz ardı ediliyor.


11 Eylül sonrası Müslümanların şiddet ve terörle ilişkilendirilmeye başlaması ve İslam karşıtlığına evrilen nefret eğilimi birkaç temel sebebe dayanıyor.
Birincisi, İslam dinini yanlış yorumlayarak şiddete meyleden, yaptıkları eylemlerin İslam diniyle uzaktan yakından ilgisi olmamasına rağmen kendilerini “Müslüman” olarak tanımlayan insanların varlığıdır. Bu şiddete meyilli insan grubu, İslami değerleri temsil etmedikleri gibi, İslam dininin yanlış algılanmasına sebep olmakta ve Müslümanların da mücadele etmesi gereken bir zihniyeti temsil etmektedirler. Bir diğer sebebi ise Avrupa’nın Müslümanlara karşı bütüncül önyargılı, ötekileştirici ve üstenci bakış açısıdır; İslam dinini tanımadan, Müslümanları bütünüyle aynı kalıba koyarak “geri kalmışlık”, “Avrupa’ya göre aşağıda olma”, “şiddete meyil”, “terörizm” gibi kavramlarla yaftalamaktalar. Bunun yanı sıra antisemitik geçmişini unutarak, bugün daha geniş bir çerçevede İslam düşmanlığı yapan Avrupa toplumlarının bir kısmının, aslında nevrotik bir kaygı yaşadığı da açıktır.


Yaşanan gelişmeleri açıklamakta kullanılan, İslam ve “fobi” kelimelerinden oluşan İslamofobi kavramı ise İslam dininin kutsallarına yapılan saldırıları açıklamakta yetersiz kalıyor.
Kierkegaard korkuyu, bir nesnesi olan belirli, gerçek bir tehdit olarak tanımlarken kaygının nesnesinin olmadığını söyler; başka bir deyişle, insanlar gerçekte olmayan şeyler için kaygılanırlar, tıpkı Avrupa örneğinde olduğu gibi… Ancak kaygılar da kendi içinde çeşitlenirler. Normal kaygı düzeyi, hayatta var olan fiziksel ve varoluşsal tehdit ihtimalleri dolayısıyla her insanda bulunurken nevrotik kaygı düzeyi olarak adlandırılan kaygı her insanda bulunmaz. 13. yüzyılda “Gönül: Bir damla kan ve binlerce endişe” diyen Hâfız-ı Şîrâzî’nin tanımladığı şekliyle algılayabileceğimiz normal kaygıyı taşıyan bireyler, yapıcı bir şekilde bu kaygılarla yüzleşebilir, tolere edebilir ve dahası değişime açık hale gelirler. Nevrotik kaygı ise genellikle diğer insanları kendi varoluşlarına tehdit olarak algılayan insanlarda görülür. Kim olduklarına dair refleksif bir algıya sahip olmayan bu insanlar için, varlıklarının gerçekten tehdit altında olup olmadığı önemli değildir. Önemli buldukları, yaşadıkları yüksek kaygı duygusunun deneyimidir ve varoluşlarının tehlike altında olduğuna inanırlar.

Psikanalist R. D. Laing bu patolojik kaygıyı “pek çok insanı varoluşuna tehlike olarak algılayan” bir grup şizoid ve şizofrenik hastaya ait bir durum olarak nitelendiriyor. Nevrotik kaygıya sahip bireyler, normal kaygıya sahip olan bireylerden farklı olarak, hayatta gerçekleşebilecek tehditler karşısında, kontrol edememe acizliğine karşı aşırı tepkiseldirler ve katı bir değişmezlik içinde bulunurlar. Karen Horney varoluşsal güvenlik duygularının tehdit altında olduğuna inanan insanların çaresizlik duygusuna kapıldıklarını ve çaresizliklerine sebep olduğunu düşündükleri insanları da “düşman” ilan ettiklerini söyler. Bu çok öznel ve genelleştirilemez nevrotik kaygı ve tepkiler Paul Tillich tarafından Naziler örnek gösterilerek tanımlanırken, Rollo May ise faşizmin ortaya çıkışını ve güç kazanmasını bu patolojik kaygıyla ilişkilendirmektedir. Dolayısıyla Avrupa’da yükselen popülist aşırı sağ anlatılar, toplumlar içinde kendisine böylelikle zemin bulmaktadır. Müslüman düşmanlığıyla başlayan bu nevrotik kaygılar İslam karşıtlığına ya da düşmanlığına evrilmiş durumdadır. Avrupa’nın Holokost anlatısı üzerine inşa ettiği birliğini, İslam düşmanlığı üzerine yeniden inşa ettiği ötekileştirme anlatılarıyla nereye götürmekte olduğu ise sorulması gereken asıl sorudur.

Yorumlar (0)
banner49
Günün Anketi Tümü
Çayeli Belediyesi'nin çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
açık
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Galatasaray 25 54
2. Beşiktaş 25 54
3. Fenerbahçe 25 51
4. Trabzonspor 25 48
5. Alanyaspor 25 42
6. Hatayspor 25 42
7. Gaziantep FK 26 40
8. Karagümrük 25 37
9. Antalyaspor 25 33
10. Göztepe 25 32
11. Konyaspor 25 31
12. Sivasspor 24 31
13. Malatyaspor 26 31
14. Kasımpaşa 25 29
15. Rizespor 25 27
16. Kayserispor 25 25
17. Erzurumspor 25 25
18. Başakşehir 25 24
19. Denizlispor 26 21
20. Gençlerbirliği 25 21
21. Ankaragücü 24 20
Takımlar O P
1. Giresunspor 23 53
2. Samsunspor 23 49
3. İstanbulspor 23 43
4. Altınordu 23 41
5. Adana Demirspor 23 39
6. Ankara Keçiörengücü 23 38
7. Altay 23 38
8. Tuzlaspor 23 38
9. Bandırmaspor 23 31
10. Bursaspor 23 31
11. Ümraniye 23 31
12. Adanaspor 23 26
13. Menemenspor 23 26
14. Balıkesirspor 23 24
15. Boluspor 23 23
16. Akhisar Bld.Spor 23 19
17. Ankaraspor 23 14
18. Eskişehirspor 23 7
Takımlar O P
1. Man City 25 59
2. M. United 25 49
3. Leicester City 25 49
4. West Ham 25 45
5. Chelsea 25 43
6. Liverpool 25 40
7. Everton 24 40
8. Aston Villa 23 36
9. Tottenham 24 36
10. Leeds United 25 35
11. Arsenal 25 34
12. Wolverhampton 25 33
13. Crystal Palace 25 32
14. Southampton 25 30
15. Burnley 25 28
16. Brighton 25 26
17. Newcastle 25 25
18. Fulham 25 22
19. West Bromwich 25 14
20. Sheffield United 25 11
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 23 55
2. Real Madrid 24 52
3. Barcelona 24 50
4. Sevilla 23 48
5. Real Sociedad 24 41
6. Villarreal 24 37
7. Real Betis 24 36
8. Levante 25 32
9. Athletic Bilbao 24 30
10. Granada 24 30
11. Celta de Vigo 24 29
12. Valencia 24 27
13. Osasuna 24 25
14. Cádiz 24 25
15. Getafe 24 24
16. Deportivo Alaves 24 22
17. Eibar 24 21
18. Real Valladolid 24 21
19. Elche 23 21
20. Huesca 24 19
Namaz Vakti 27 Şubat 2021
İmsak 05:24
Güneş 06:49
Öğle 12:36
İkindi 15:40
Akşam 18:13
Yatsı 19:32