05.10.2011, 19:46 2710

Buğulu Mutfak Camları ve Emek

Tuncer Kurtiz’in tv ekranlarında sunumunu yaptığı “insanlar” programını izleyenleriniz vardır muhakkak….Doğrusunu isterseniz ben o programı kaçırmamaya özen gösteriyorum. Son gösterimde Brezilya’nın yağmur ormanlarında ki yerli kabilelerin hayati gösteriliyordu. Çok enteresan, orda ki insanlar evlerini 40-50 metrelik ağaçların üzerinde büyük bir ustalıkla yapıyorlardı.

Bizim yayla evlerine benzeyen tek odalı bu evler doğal yaşamın ne kadar sade, gösterişten uzak olduğunu ve teknolojiden uzak yaşayan bu insanların bizlerden daha mutlu olduğunu bize anlatıyordu! Bu programı seyrettikten sonra değerli arkadaşım, hemşerimiz Emine Sonnur Özcan’nın aşağıda sizlerle paylaşacağım yazısını okudum…Değerli arkadaşımın bu yazısının ortak düşünce-duygu ve özlemlerimize karşılık geldiğini düşünüyorum doğrusu! İnsan-Emek-Doğa üçgeni içerisinde ele alınan bu güzel yazı ile sizleri baş başa bırakıyorum…..

Kış geliyor... Aklıma yine sıradan insanların, köyler, kasabalar ya da kentin varoşlarındaki buğulu mutfak camları düştü... Çok uzun yıllardan beri, beni bu  fotoğrafla o evlere çeken şeyin ne olduğunu düşündüm durdum... Daha onbeş-yirmi sene öncesine kadar kendime şöyle sorular soruyordum:

Neden ben kışları  kenar mahallelerde dolaşırken kendimi o -mesela, cam kenarlarında "çiti" kutularına ekili çeşitli çiçeklerin olduğu, derme çatma ama genellikle bembeyaz tüllü- basit ve küçücük evlerin buğulu mutfak camlarına bakarken, içerideki hayatı düşlerken buluyordum? Neden aynı ilgiyi büyük ve gösterişli evlere karşı duymuyor, onların içerisindeki hayatları hiç bir şekilde merak etmiyordum? Ruhumda ciddi bir sefillik duygusu vardı da oralarda mı huzur buluyordum? Ya da içimde gizliden bir "lümpen" büyütmüştüm de haberim mi yoktu?

Basit ve küçük evlerin buğulu mutfak camlarına olan ilgim, sade dışarıdan duyulan bir ilgi olmakla da kalmamıştır. Örneğin gençliğimde yaşadığım büyük kentte, kışları canım sıkıldığı günlerde, ayaklarım beni, kıyıda köşede, sobalı evlerde ya da  gecekondularda oturan sevdiğim arkadaşlarımın evine götürüverirdi. O dostlarla, evlerin halkıyla birlikte, onların yaşam şartlarını paylaşmak müthiş mutlu ediyordu beni: Soba benim için bir tapınak gibiydi. Onu canlandırmak, buz gibi mutfakta acele acele demlediğimiz çayı hemen getirip yanan sobanın üzerine bırakmak; el birliğiyle sobanın yakınında, yerde, şahane bir kahvaltı sofrası hazırlamak; sobada yana odun-kömür çıtırtıları ve üzerindeki çay suyunun kaynama medolileri eşliğinde yaptığımız uzun sohbetler ve kahvaltılar hayatımdaki psikolojik sübaplar gibiydi adeta... Buna rağmen, benzer daha pek çok hoş ayrıntıyı o evlerdeki hoş insanlarla, hoşnutluk içerisinde yaşıyor olmamın ötesinde, böyle evlere olan eğilimimi teorize etmekte hiç bir yol alamamıştım.

Ta ki yine yıllar yıllar önce, yeni tanıştığım bir arkadaşımın gecekondusuna davet edildiğim o gün düğümün büyük ölçüde çözülmesine kadar: Arkadaşım, büyük bir heves ve mutluluk içerisinde bana gecekondu-evlerini gezdiriyordu: "Buranın harcını babamla birlikte karmıştık"; "Duvarın şu kısmını, hiç unutmam, annem dizmişti. de hepimiz annemin 'ustacılık' deneyimiyle eğlenmiştik!" gibi enteresan bilgiler veriyordu. Derken, beyazımsı taşlardan yapılan evin dış yan cephesinde açılan tuhaf, küçük girintiyi işaret ederek: "Burayı, ben istedim diye dedemle beraber öyle biçimlendirdik" dedi.

Tüm duyduklarıma, hele de son söylediğine çok şaşırmıştım! Ve tabii ki çok da kıskanmıştım... İnsanın içinde barınacağı evi ailece inşa etmesi, hele evin çocuğunun ona elleriyle biçim vermesi son derece müthiş bir deneyim olmalıydı! Bu çarpıcı misafirlik, buğulu camlarıyla beni sürekli kendine çeken küçük ve basit evlere ilişkin tüm anlayamadığım eğilimlerimi anlaşılır hale getirmişti!

Öyle sanıyorum ki her bir insanoğlu, daha doğduğunda genetik veya bahşedilmiş yaradılış kimyasıyla,  bazı eğilimleri, refleksleri ciddi oranda belirlenmiş olarak hayatı kucaklar. Çocukluk ve gençlik yıllarımızda dünya, ısrarla devam ettirdiğimiz eğilimlerimiz üzerinde düşünmekten çok daha eğlencelidir. 

İlerleyen yaşlarımızda da uzun bir süre bunların sebebini tam olarak bilemeyiz. Sanki bunlar bizim kimlik kaderimizdir... Yaşamla ilgili yeterince deneyimsel ve eğitsel veri elde ettiğimizde, bazılarımız için, anlam veremediğimiz bu refleks tavırlarımızı belli bir açıklığa kavuşturma ihtimali ortaya çıkar; bazılarımız için ise sadece ve sadece yaşamak söz konusudur; ötesi onları bağlamaz...

Benim aradığım ve belki de tapınacak denli sevdiğim şey bu evlerde sürmekte olan emekti. Yaşadığı mekan için emek vermek, insana ne kadar da yakışıyordu! Emek vermek, insanı insanlaştırıyordu. Emek verecek insanın zihninde her daim bir plan, program ve müthiş bir canlılık vardı. Öyle ya da böyle yeni yeni çözümler, yaratıcılıklar üretmesi gerekiyordu.

Mutfağında bir çiçek istiyorsa örneğin, önce komşusunu bir çaya davet edip, mukabilinde ona gittiğinde sohbetin en uygun yerinde, sözü, komşusunun o çok beğendiği çiçeğine getirecek ve nazik bir şekilde ondan köklü bir yaprak, dal isteyecekti. Arkasından, o köklü yaprağa gözü gibi bakıp, toprakla buluşturacağı uygun bir kap bulmacaktı. Atılmayıp saklanan plastik deterjan kutuları gibi...

Diğer taraftan, evlerde emeğe daha fazla yer açmak için daha az varsıllık gerekmekteydi. Bununla birlikte az varsıllık ve emek, insanoğluna muhteşem bir yaşam pratiği; sağlıklı bir beden ve ruh ile mutlu sosyal ilişkiler gibi koca koca hediyeler olarak geri dönmekteydi.  Kışlık salçanın, konservenin ve diğer malzemelerin parayla alınamadığı evleri düşünün: Her birinin hazırlanması için izlenen süreçler ayrı ayrı sağlık ve mutluluk kaynağı olacaktır: Domates-birber salçası mı yapılacak? Diyelim ki evin küçük bir tarlası ya da bahçesi var. Bu hoş süreç, daha uygun tohumların bulunması aşamasında başlayacaktır.

Toprakla ilişki içerisindeki kadınların her biri adeta birer tohum kraliçesidir. Kadınların birbirleriyle önceki seneden kurutup sakladıkları tohumların üstünlüklerini konuşup yarıştırması, eski deneyimlerini paylaşmaları gibi bir mesai, bir sohbet biçimi biçimi vardır. Sonra onlar sevdikleriyle tohumlarını değiş-tokuşu da ederler; sevmediklerinden saklarlar da...

Her yeni ekim zamanı pırıl pırıl, kocaman bir emek ve üretme, yaratma dönemidir. Beraberinde ve ilerleyen günlerde, aylarda onlar, sabır, almadan vermenin olamayacağı, ekinin ihtiyacının kararında karşılanması gerektiği gibi erdemleri, farkında olmaksızın ya da bilinçli olarak edinir, öğrenirler. Dolayısıyla, hayat felsefeleri bu yaşanmışlıklar çerçevesinde gelişir ve pratiğe dönüşür.

Diyelim ki tarlası, bahçesi olmayan o basit ve küçük evlerden birindeyiz. Kışlık salça, konserve vs yapılacak...evin kadını en uygun zamanı kollar, fiyat araştırması yapar, komşularına danışır, ve zaman ve zemin üzerinde karar verilir. Genellikle kolektif bir karardır bu. Toplaşılır pazara gidilir ve "toplaşma" hali ürünler hazırlanıp ortaya çıkıncaya kadar hiç bitmez. Tarlası olanla olmayan burada birleşirler.

İmece yöntemiyle malzemeler adil bir şekilde, bir gün birisinin, ertesi gün sıradakinin... ürünlerine dönüştürülürken, eteklerde ne varsa ortaya dökülür; gülünür, eğlenilir, kızılır, ağlanılır... hakiki hayat o kadınların ellerinin altında onlara gülümsemektedir... Onların, senenin moda etek boyu ya da fazla kilolardan kurtulma yolları gibi "yalan" dertleri yoktur. Onların dertleri, emelleri; elleriyle biçim verdikleri, yarattıkları hayatı kanaat ve emekle dönüştürmektir.

Bugün böylesine sahici hayatlarıı sürdürebilmenin şartları neredeyse buharlaşıp uçmuş gibi... Bir kere toprakla olan ilişki kanırtırcasına koparıldı; kopartılıyor. Bahçede, tarlada sebze yetiştirmenin geçim dünyasında hiç bir anlamlı karşılığı yok. Hobi maksadıyla yapılan tarım, değeri, içi boşaltılmış "eğlencelik" bir faaliyetten ne kadar öteye gidebilir? Örneğin, hayatın kaynağı olan tohumun böyle bir yaşam biçiminde herhangi bir karşılığı olabilir mi? Her geçen gün kendi hayatımızı ellerimizle biçimlendirmekten, sahici hayattan ve emekten biraz daha uzaklaşıyoruz. İhtiyaçlarımızı da bunlara karşı sunulanları da yeni düzen ekonomisinin aktörleri belirliyor. Bunların sonucunda her insan, her ev ve her tüketim nesnesi aynılaşıyor.

Pencerelerinde buğu olmadığı gibi, komşudan alınıp "çiti" kutularında çoğaltılan çiçeklere de zaman yok artık. Çünkü doğalgazlı evlerde yeni düzende yaşamak için ekonomi aktörlerinin belirlediği şartlarda hiç durmadan çalışmamız gerekiyor...

Görüşmek üzere,Allaha emanet olunuz…

 

Yorumlar (2)
emine sonnur özcan 9 yıl önce
Sevgili sınıf arkadaşıma, içimden geldiğinde karaladığım yazılardan birini okurlarıyla paylaştığı için huzurlarınızda şükranlarımı sunuyorum... diğer makalelerimi okumak isteyen hemşehrilerim, aşağıdaki adresi tıklayarak sayfama ulaşabilirler:

www.sonnurozcan.blogspot.com

selamlar, sevgiler,

emine sonnur özcan
Naile Zeynalova 9 yıl önce
guzel bir yazı men de heç yaşamadım bu yayla yaşantısını ama hep hayal etdim bizim evlerin yanından göç edib geden insanları görünce onlara çok haset etdim ki biz de böyle bir getseydik . bizim yaşadıgımız yerlerde kimse getmezdi öyle daglara havalar sıcak olan kimi başka yerlerden insanlar serin olan dag etegi yerlere göç ederlerdii keşke men de yaşasaydım..
sonra da kış gelince yeniden bu topraga kayıdıb ekinle meşgul olmak biz kadınlar üçün bir zevkdi .çiçeklerin en guzelini pencere önünde koymak .. onun her leşegini sevib okşamak. ya da bacalardan çıkan kalın tüstü hele bunları duymak bele insana lezzet viri bu bizim bir zmanlar yaşa dıgımız en guzel hayatdı şimdi bir kutu kimi evlerde sıgınıb yaşayırık ve keçmişleri düşünmek bizleri çok agladır.....
banner49
Günün Anketi Tümü
Rize Şehir Hastanesinin deniz dolgusu üzerinde yapılmasını uygun buluyor musunuz?
Rize Şehir Hastanesinin deniz dolgusu üzerinde yapılmasını uygun buluyor musunuz?
27°
parçalı bulutlu
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Başakşehir 29 60
2. Trabzonspor 29 58
3. Sivasspor 29 53
4. Galatasaray 29 52
5. Beşiktaş 29 50
6. Fenerbahçe 29 46
7. Alanyaspor 29 45
8. Göztepe 29 38
9. Gaziantep FK 30 38
10. Antalyaspor 29 37
11. Kasımpaşa 29 35
12. Denizlispor 30 32
13. Gençlerbirliği 29 31
14. Çaykur Rizespor 29 29
15. Malatyaspor 29 28
16. Kayserispor 29 28
17. Konyaspor 29 27
18. Ankaragücü 29 25
Takımlar O P
1. Hatayspor 31 57
2. Adana Demirspor 31 54
3. Erzurum BB 31 53
4. Bursaspor 31 52
5. Akhisar Bld.Spor 31 51
6. Fatih Karagümrük 31 50
7. Altay 31 50
8. Ümraniye 31 44
9. Keçiörengücü 31 44
10. Giresunspor 31 44
11. Menemen Belediyespor 31 39
12. Balıkesirspor 31 35
13. İstanbulspor 31 34
14. Altınordu 31 33
15. Boluspor 31 30
16. Osmanlıspor 31 24
17. Adanaspor 31 21
18. Eskişehirspor 31 12
Takımlar O P
1. Liverpool 32 86
2. Man City 32 66
3. Leicester City 32 55
4. Chelsea 32 54
5. M. United 32 52
6. Wolverhampton 32 52
7. Sheffield United 32 47
8. Arsenal 32 46
9. Tottenham 32 45
10. Burnley 32 45
11. Everton 32 44
12. Crystal Palace 32 42
13. Newcastle 32 42
14. Southampton 32 40
15. Brighton 33 36
16. West Ham 32 30
17. Watford 32 28
18. Aston Villa 32 27
19. Bournemouth 32 27
20. Norwich City 33 21
Takımlar O P
1. Real Madrid 33 74
2. Barcelona 33 70
3. Atletico Madrid 34 62
4. Sevilla 33 57
5. Villarreal 33 54
6. Getafe 33 52
7. Real Sociedad 33 50
8. Athletic Bilbao 33 48
9. Granada 33 46
10. Valencia 33 46
11. Osasuna 33 44
12. Levante 33 42
13. Real Betis 33 37
14. Real Valladolid 33 36
15. Deportivo Alaves 33 35
16. Eibar 33 35
17. Celta de Vigo 33 34
18. Mallorca 34 29
19. Leganés 33 25
20. Espanyol 33 24
Namaz Vakti 04 Temmuz 2020
İmsak 02:46
Güneş 04:44
Öğle 12:27
İkindi 16:27
Akşam 20:01
Yatsı 21:50