Gündemde olan bir konudan uzak olmak, hadsiz kederler yaşattı gurbet ruhuma.
“Ne duruyorsun? Öyleyse yaz!” dedi, içimdeki ses. Ama başımdaki ses hemen atlayıverdi. “Neyi yazacaksın, bu işin ilmini bilir misin?” Ya seni ayıplayan Molla Kasımlar çıkarsa?
“De get!” dedim. Ben bilimsel bir dergide makale yazmıyorum ki. Herkesin ahkâm kestiği bir konuda bizim de bir iki fasıl sözümüz olur herhalde, dedim.
Ve yazıyorum.
***
Anılardan başlamakta fayda var:
Her bayram sabahları tatlı bir telaş sarardı çocuk yüreğimizi. Çünkü bu bayramda babam acaba kime izin verecekti annemle beraber Senoz’daki anneannemize gitmek için.
Senoz, çocukluğumuzun görüp görebileceğimiz en farklı ve en kutsal vadisi idi çünkü.
***
Bilginin yanında şahsıma da değer kattığına inandığım bir Türkçe öğretmenim vardı. Bir gün kompozisyon dersinde doğa tasvirlerine ağırlık veren bir yazı yazmamızı istedi.
Ben, o ana kadar gördüğüm tek farklı yer olan Senoz’u yazdım. Yazının başlığı da “Senoz” idi. Öğretmenim yazımı incelerken baktım hemen başlığı kırmızı kalemle çiziverdi. Sebep, Türkçe bir kelime olmaması. İçimden ahlanmış ve düşünmüştüm. Öğretmenim o coğrafyayı bilseydi, eminim, sadece adı Türkçe değil diye Senoz kelimesine kırmızı kalem çekmezdi.
***
Neyse, sadede gelelim.
Yeşili, sarıyı, suyu, temiz havayı hepimiz severiz, bu doğru. Bunları korumak, yeni nesillere aktarmak boynumuza borç, bu da doğru.
Hatta “Elinizde bir ağaç fidanı varsa, kıyamet kopmaya başlasa bile, eğer onu dikecek kadar vaktiniz varsa, mutlaka dikin.” diyen kültürün mirasçılarıyız, bu da doğru.
Ama insanız, ihtiyaçlarımız sınırsız. Rahat yaşamak, doğa kadar doğal hakkımız. Senin vadin bozulacak diye temel nimetlerden yoksun kalmak akla yaraşır mı? Memlekette akarsu, ağaç ve manzara eksikliği mi var?
Yapılan insana yatırım değil mi?
Çoruh’a bent vurdu devletimiz de fena mı oldu? Gittik gördük, devletimizin varlığını kutsadık. Çoruh vadisinin toprakları artık Gürcistan’a verimli toprak olarak akmıyor.
Gelin akılcı olalım dostlar. Santrallere karşı çıkarak 1974’lerin ilkel sayfalarına dönmeyelim. O zamanlar Boğaz Köprüsü’ne karşı çıkmak ne ise bugün de bu işe karşı çıkmak zannımca aynı olsa gerek.
Ama karşı çıkanların da fikirlerine saygılı olmakta fayda var. Çünkü devlet ve üstlenici firmalar çevre konusunda daha duyarlı olurlar. En az tahribatla bu işi hallederler.
Sonra unutmayalım. Tabiat bizde bire, iki üç verir. Kendini yeniler. Adeta çıplaklıktan utanır ve örtüsüne bürünür.
Onun için geniş olalım. Fidel’in korsan kasetlerini tekrar tekrar dinlemenin bir âlemi olmasa gerek.
Hayat yolunuz ışıklı olsun.




