Açık ve net söylüyorum. 3 milyardan fazla insanın geçim kaynağı olan, soluduğumuz havanın yarısını üreten okyanuslarımızın geleceği devasa bir risk altındadır. Araştırmalara göre; 'okyanus ekosistemlerindeki bozulmanın ekonomik maliyeti 2050 yılına kadar 400 milyar doları aşabilir.' Şayet gerekli tedbirler alınmazsa dünyamız gerek çevresel açıdan gerekse ekonomik, sosyal ve jeopolitik açıdan ciddi risklerle karşı karşıya kalacak' dedi.
Trabzon'da Mavi Diyalog-Okyanus ve Denizlerde İklim Değişikliği ve Dirençlilik Programı, Okyanuslar, İklim ve Mavi Ekonomi Üst Düzeyli Bakanlar Oturumu düzenlendi. İklim değişikliğinin denizler üzerindeki etkileri ve mavi ekonomi stratejilerinin masaya yatırıldığı programa COP31 Başkanı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Trabzon Valisi Tahir Şahin, AK Parti Trabzon milletvekilleri Adil Karaismailoğlu, Yılmaz Büyükaydın ve Vehbi Koç, Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç ile yabancı ülke temsilcileri katıldı.
'KİMİMİZİN SOYADI KARADENİZ, KİMİMİZİN AKDENİZ'
Programda konuşan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Mavi Diyalog programının önemine vurgu yaparak, 'Okyanusların çığlığına kulak vereceğimiz Mavi Diyalog programı vesilesiyle sizlerle bir arada olmaktan büyük memnuniyet duyuyorum. Akdeniz havzasındaki ülkeler arasında denizin dilini en iyi anlayan, denizle aynı dili konuşan bir millet olarak, denizlerimizi mavi vatan olarak görmemiz de bunun doğal bir sonucudur. Hatta Mavi vatanımıza öyle sevdalıyız ki bizler çocuklarının adını 'Deniz, Ege, Derya, Bahri' koyan bir milletiz. Kimimizin soyadı 'Karadeniz', kimimizin 'Akdeniz.' Bu nedenle bir yandan, ülkemizin küresel ölçekte rekabet gücünü artıracak adımları atarken, denizlerimizin ve kıyılarımızın temizliğine, florasının ve faunasının korunmasına ilişkin düzenleme ve altyapı tesisini göz ardı edemeyiz. Bu programı denizlere açılan en güçlü kapılarından biri olan Trabzon'da yapmak, başta Karadeniz olmak üzere tüm denizlerimizin nabzını tutmak demektir' dedi.
'VİZYONUMUZ, AVRUPA YEŞİL MUTABAKATI'
İklim değişikliğine dikkat çeken Uraloğlu, 'Kıyı erozyonu, deniz suyu sıcaklık artışı, aşırı hava olayları ve ekosistem baskısı, burada teorik bir konu değil, günlük hayattır. Geçen haftalarda Nepal'de meydana gelen sel felaketinde de gördüğümüz üzere özellikle iklim değişikliği, günlük yaşantımızı etkiliyor olmasının yanı sıra çok büyük can kayıpları ve olumsuz ekonomik sonuçlara da yol açıyor. Günümüzde bu değişim insan kaynaklı; fosil yakıtların kullanımı, orman yangınları, karbon ayak izi oranlarının yükselmesi ve aşırı tüketim alışkanlıkları gibi nedenlerle ilişkilendiriliyor. Küresel üretim devam ettikçe ve enerji talebi arttıkça, iklim değişikliğiyle ilgili hedefleri karşılamak için ülke yönetimlerinin ve iş dünyasının cesur ve koordineli olması gerekiyor. Bugün burada, okyanuslarımızın ve denizlerimizin geleceği için bir araya geldik. Bakanlık olarak tüm faaliyetlerimizde; yenilenebilir enerji kullanımının arttırılması, ulaşım odaklı sera gazı emisyonlarının azaltılması, düşük emisyonlu ulaşım türlerinin teşvik edilmesi ve bunları destekleyecek altyapının oluşturulmasına odaklıyız. Vizyonumuz, Avrupa Yeşil Mutabakatı, Paris İklim Anlaşması ve Avrupa İklim Yasası gibi Avrupa Birliği'nin temel yaklaşımları ile de birçok ortak paydaya sahiptir' diye konuştu.
'DENİZCİLİKTE SOMUT ADIMLAR ATMAYA DEVAM EDİYORUZ'
Türkiye'nin dış ticaretinin yüzde 85'inin deniz yoluyla gerçekleşmekte olduğunu belirten Uraloğlu, 'Ulaştırma sektörünün her modunda olduğu gibi denizcilikte de sera gazı takibi ve azaltımı için somut adımlar atmaya devam ediyoruz. Küresel yük taşımacılığının yüzde 88'i, Türkiye'nin de dış ticaretinin yüzde 85'i deniz yoluyla gerçekleşmektedir. 218 liman tesisi, 85 faal tersane, dünyanın en büyük filolarından biri olan Türk sahipli ticaret filomuz ve 144 bini aşkın gemi insanımızla denizcilik, hem ekonomimizin hem de iklim politikamızın omurgalarından biridir. Gemi inşa sanayimiz siparişte dünyada 7'nci, mega yatlarda 2'nci, gemi geri dönüşümünde Avrupa'da lider konumdadır. Bu kapasiteyi yeşil ve akıllı lojistiğe dönüştürmek, kabotajın ikinci yüzyılını Türkiye yüzyılı ile birleştirmek demektir. Gemi kaynaklı emisyonların azaltılması, yeni nesil yakıtlar, enerji verimliliği, limanlarda yeşil dönüşüm ve mavi karbon ekosistemlerinin korunması bakanlığımızın önceliklerindendir. Şu anda Yeşil Liman Sertifikasına sahip 4 limanımız var. Mevzuatımızla, yeni inşa edilecek veya mevcut alanını yüzde 25'ten fazla genişletecek belirli kıyı tesislerini yeşil liman kriterlerine uygun hale getirmeyi zorunlu kıldık. Yani ülkemizde 2028 sonunda yeşil kruvaziyer limanı, 2030 yılında da yeşil konteyner limanı göreceğiz. AB tarafından kabul edilen 'Denizcilikte Dekarbonizasyon ve Yeşil Deniz Taşımacılığının Desteklenmesi' projemiz ile sektörümüze Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası'ndan hibe ve uzun vadeli uygun maliyetli kredi desteği alıyoruz. Yakın zamanda 2 limanımız buradan alacağı hibeler ile limanlarına elektrik ikmal sistemi kuracaklar. Tüm denizcilerimizi bu projedeki hibelerden yararlanmaya davet ediyoruz. Bakanımız Sayın Murat Kurum'un COP31 Başkanlığı döneminde Türkiye'nin üstlendiği ev sahipliği, denizcilik politikalarımızı küresel iklim müzakerelerinin uygulama zeminine taşımak için somut bir imkan sunmaktadır' ifadelerini kullandı.
BAKAN KURUM: OKYANUSLARIMIZIN GELECEĞİ DEVASA BİR RİSK ALTINDADIR
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum da Trabzon'daki buluşmalarının, COP31 yolculuklarının en anlamlı duraklarından biri olduğunu söyleyerek, 'Üç tarafı denizlerle çevrili cennet vatanımızda, Karadeniz, bizim en kıymetli değerimizdir. Bu yönüyle, Trabzon'daki bu önemli buluşmamız, COP31 yolculuğumuzun en anlamlı duraklarından biridir. Çünkü hem Karadeniz, hem de tüm denizlerimiz iklim değişikliğinden negatif etkiler alıyor, ortak evimiz dünyamızın mavi akciğerleri adeta alarm veriyor. Açık ve net söylüyorum. Üç milyardan fazla insanın geçim kaynağı olan, soluduğumuz havanın yarısını üreten okyanuslarımızın geleceği devasa bir risk altındadır. Araştırmalara göre; 'okyanus ekosistemlerindeki bozulmanın ekonomik maliyeti 2050 yılına kadar 400 milyar doları aşabilir.' Şayet gerekli tedbirler alınmazsa dünyamız gerek çevresel açıdan gerekse ekonomik, sosyal ve jeopolitik açıdan ciddi risklerle karşı karşıya kalacak. Bugün gelinen noktada; okyanusların karşı karşıya bulunduğu çok boyutlu sorunların çözümü bakımından, mevcut çalışmalar yetersizdir. Diğer taraftan, ilerleme kaydetmeye başladığımızı da görüyoruz. Akdeniz ve Karadeniz'de balık stoklarında yüzde 15 oranında iyileşme kaydedildi. Dijital ikiz uygulamaları gibi teknolojik çalışmalar ilerliyor, mavi ekonomi uygulamaları giderek yaygınlaşıyor. Ancak bu olumlu gelişmeler, karşı karşıya olduğumuz büyük sorunu çözmek için halen sınırlı kalıyor' dedi.
'MAVİ EKONOMİ UYGULAMALARININ YAYGINLAŞTIRILMASI YÖNÜNDEKİ ÇALIŞMALARIMIZI BAŞARIYLA SÜRDÜRÜYORUZ'
Türkiye'nin iklim değişikliğinin deniz ve okyanuslar üzerindeki etkileriyle mücadelede çok önemli bir deneyime sahip olduğunu vurgulayan Bakan Kurum, ''Çözümün karşısındaki sınırları aşalım, meseleye bütüncül bakalım, ortak ve kararlı bir iradeyle her sorunu aşalım' diyoruz. Türkiye olarak iklim değişikliğinin deniz ve okyanuslar üzerindeki etkileriyle mücadelede çok önemli bir deneyime sahibiz. Çünkü hem Akdeniz'in hem de Karadeniz'in küresel ortalamanın çok üzerinde bir hızla ısındığı bir coğrafyada bulunuyoruz. Bu nedenle; iklim krizine dirençli deniz ve okyanuslar hedefini teoride bırakmıyor, pratikte uyguluyoruz. Bu kapsamda temel vizyonumuzdan ve sadece son birkaç gündür yürüttüğümüz çalışmamızdan bahsetmek istiyorum. Öncelikle vurgulamak isterim ki; deniz ve okyanusların korunmasına yönelik politika ve uygulamalarımızı; Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları'nın 14'üncüsü olan 'Sudaki Yaşam' hedefi doğrultusunda geliştiriyoruz. Deniz alanlarının planlanması, deniz koruma alanlarının sayı ve yüz ölçümü bakımından artırılması, dijital ikiz modelleri gibi yenilikçi karar destek sistemlerinin geliştirilmesi ve mavi ekonomi uygulamalarının yaygınlaştırılması yönündeki çalışmalarımızı başarıyla sürdürüyoruz' diye konuştu.
'DENİZLERİMİZİ, GÖLLERİMİZİ ANLIK TAKİP EDİYORUZ'
Okyanus alanındaki tüm paydaşları ortak hedefler etrafında buluşturduklarını kaydeden Kurum, şöyle konuştu:
'Türkiye olarak, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinden en fazla etkilenen bölgelerden biri olan Akdeniz'de iklim değişikliğine uyum kapasitesinin güçlendirilmesi amacıyla bir merkez kurulması önerisini 2021 yılında gündeme getirmiştik. Mutlulukla ifade etmek isterim ki bu hedefe, 2026 yılı itibarıyla ulaştık ve Akdeniz ülkelerinin ortak kararıyla hayata geçirdik. Yine, iki gün önce, 8 Eylül'de, Fethiye-Göcek'te denizlerimizi koruyacak Mapa-Şamandıra Sistemimizin tanıtımını gerçekleştirdik. 17 koyda 856 tekneye hizmet veren bu sistemle, bir çapanın deniz tabanında bir pulluk gibi sürüklenerek deniz çayırlarını sökmesine, balıkların yaşam ve üreme alanlarını tahrip etmesine mani olduk. Denizlerimizi, göllerimizi anlık takip ediyor; adeta bir seferberlik anlayışıyla temizlik yapıyor; denetimlerle kirletenlere karşı ciddi yaptırımlar uyguluyoruz. Denizlerimizin neye ihtiyacı olduğunu çok iyi biliyoruz. Ve yine biz; tüm denizlerimizin, farklı adlarla anılsa da aslında birbirine bağlı, tek bir iklim ve tek bir hayat sistemi olduğunu biliyoruz. Bu anlayışla; 'Okyanus ve Denizler' temasını COP31 Eylem Gündemi'nin önceliklerinden biri haline getirdik. Başta Avustralya olmak üzere Pasifik ve Afrika ülkeleri, İklim Şampiyonları ve okyanus alanındaki tüm paydaşlarla iş birliğimizi her geçen gün geliştirdik. Bölgesel iş birliğini küresel düzeye taşıyor, verilere erişimi kolaylaştırıyor ve mavi finansman için yeni imkanlar geliştiriyoruz. Her şeyden önce, okyanus alanındaki tüm paydaşları ortak hedefler etrafında buluşturuyoruz.'
'MESELE, İNSANLIĞIN ORTAK EVİNİ KORUMAKTIR'
Programla, teknik, bilimsel ve politik boyutları bir araya getirip, hem süreci hem de birlikte elde edilecek sonuçları güçlendirmeyi hedeflediklerini aktaran Kurum, konuşmasını şöyle tamamladı:
'Burada gerçekleştireceğimiz iki günlük çalışmaların sonunda da, 'Mavi COP' yaklaşımımız doğrultusunda somut, uygulanabilir ve üzerinde uzlaşılan çıktılar ortaya koymayı hedefliyoruz. Trabzon'da şekillenecek bu çıktıları, COP31'de küresel eyleme taşıyacak, uygulanabilir sonuçlara dönüştürmek için çalışacağız. Mesele, insanlığın ortak evini korumaktır. Bugün vereceğimiz kararlar, yarının dünyasını şekillendirecektir. Ve tarih, iklim krizinin kapımıza dayandığı bu dönemde ne söylediğimizi değil, ne yaptığımızı hatırlayacaktır. Okyanusların korunması hepimizin ortak sorumluluğudur. Artık bu sorumlulukları somut adımlara dönüştürmenin zamanıdır. Gidişatı değiştirmek bizim elimizde. Bunun için ülkeler arasında daha güçlü iş birliğine, bilgi ve deneyim paylaşımına ve birlikte harekete geçmeye ihtiyacımız var. Türkiye olarak, denizlerimizin korunması konusunda edindiğimiz tecrübeyi ve başarılı uygulamalarımızı paylaşmaya hazırız. Başta Avustralya ve Pasifik Ada Devletleri olmak üzere, önceliklerini bilerek; tüm ortaklarımızla iş birliğimizi güçlendirmek ve başarılı uygulamaları birlikte yaygınlaştırmak istiyoruz. Bu vizyonu hayata geçirmek, okyanuslarımızı ve denizlerimizi korumak için somut adımlar atmak üzere hepinizle birlikte çalışacağız. Karadeniz'imiz hırçın dalgalarıyla bilinir ve o hırçın dalgalar bize şunu öğretir; Rüzgar ne kadar güçlü olursa olsun, rotasını bilen ve birlikte hareket edenler mutlaka güvenli bir limana ulaşır. İnsanlık olarak rotamız bellidir. Rotamız; temiz denizlerdir. Rotamız; dirençli kıyılardır. Rotamız; çocuklarımıza bırakacağımız daha adil, daha yeşil ve daha mavi bir dünyadır. Toplantımızın tüm taraflar açısından verimli olmasını diliyor; değerli katılım ve katkılarınız için hepinize teşekkür ediyorum.'




