Sevgili okurlar bugün, etrafımızı saran ve bizi çepeçevre kuşatan gürültüde sıkça unuttuğumuz bir kelimeyi: “rahmet”i düşünmeye davet ediyorum sizi. Hassaten de çokça ihtiyaç duyduğumuz bu zamanda.
Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) gönderiliş gayesini tarif ederken son derece sade; ancak o kadar da derin bir ifade kullanır: “Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ 21/ 107)
Şimdi, bu cümleyi bir an durup içselleştirelim. “Âlemlere rahmet.” Yalnızca Müslümanlara değil, yalnızca o dönemin Araplarına değil, yalnızca iyilere veya inananlara değil… Bütün âlemlere. Yani tüm coğrafyalara, çağlara, insanlığa… Hatta bütün mahlukata rahmet.
Peki, bu “rahmetin” karşılığı nedir? Sadece “merhamet etmek” midir?
Elbette hayır. O, çok daha kapsamlı, aktif ve dönüştürücü bir kavramdır. Rahmet; şefkati, adâleti, merhameti, kolaylaştırmayı, ıslah etmeyi, bir yarayı sarmayı, bir sıkıntıyı gidermeyi, huzuru ve esenliği yaymayı içine alan devasa bir ummandır.
İşte veladetinin 1500. Yılını idrak ettiğimiz Hz. Muhammed’i (s.a.v.) bu açıdan okuduğumuzda, O’nun hayatının bu ilkenin canlı bir tezahürü olduğunu görürüz.
O (sav), bir toplum mühendisi olarak rahmetti. Zira cahiliye döneminin zifiri karanlığında, kız çocuklarını diri diri toprağa gömen bir toplumu, “cennet annelerin ayakları altındadır” diyerek onore eden bir medeniyete dönüştürdü. Bu, köleleri efendilerle kardeş yapan bir devrimdi.
O (sav), bir barış elçisi olarak rahmetti. Savaş kuralları koydu; kadınlara, çocuklara, yaşlılara, hatta ağaçlara ve hayvanlara dokunulmasını yasakladı. Kin ve intikamı değil, affetmeyi ve adaleti merkeze koydu. Mekke’yi fethettiğinde, kendisine on yıllarca zulmedenlere “Size bugün kınama yoktur, hepiniz serbestsiniz” diyen bir gönül genişliğiydi onunki.
O (sav), bir insan olarak rahmetti. Yetimi korudu, komşu hakkını gözettirdi, hayvanları sevdirdi, temizliği emretti. Gülümsemeyi sadaka sayan, açları doyuran, dargınları barıştıran bir hayat modeli önerdi insanlığa.
Peki bu, “âlemlere rahmet” olma vasfı bugün, bize ne söylüyor?
Belki de en çok şunu: İslam, bir cezalandırma veya yasaklar dini değil, bir rahmet ve kolaylık dinidir. Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hayatı, insanı zora sokmak için değil, onu zorluklardan kurtarmak, hayatı yaşanır kılmak içindir.
Modern dünyanın bireyci, acımasız, tüketim odaklı ve yorucu yaşam tarzına baktığımızda, bu “rahmet” çağrısının ne kadar da hayati olduğunu görüyoruz. Komşusunu tanımayan, merhameti zaaf sayan, sürekli bir tüketim ve kibir hali içindeki bir dünyada, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) getirdiği mesaj; paylaşmanın, merhametin, adaletin, ahlakın, tevazunun ve huzurun manifestosu gibidir. Günümüz dünyasının O’nu anlamaya, ahlakını kuşanmaya her zamankinden daha çok ihtiyacı var. Ümmeti Muhammedin birliği tesis etmesi O’nun getirdiği mesajlarda saklı. Müslüman coğrafyanın düştüğü bugünkü içler acısı durumdan kurtulması, şeref ve haysiyetini muhafaza etmesi, kurtuluşu, huzur ve sükûnu elde edebilmesi O’nun getirdiği mesajları hayata tatbik etmekle mümkün.
Son söz olarak; O’nu anlamak, sadece bir inancın peygamberi olarak değil, tüm insanlığa gönderilmiş bir “rahmet elçisi” olarak görmekten geçer. Onun mirası, yalnızca Müslümanlara değil, adalet arayan, merhameti kuşanmak isteyen ve daha yaşanılır bir dünya hayal eden herkese hitap ediyor.
Çünkü O (s.a.v.), âlemlere rahmet ve rahmete olan ihtiyacımız hiçbir zaman bitmeyecek.
Mevlîd-i Nebî haftamız hayırlı olsun.
Selam ve esenlikle.
Hazırlayan: Nizamettin KESKİN




