Çay Haber - Yöresel Haberin NET Adresi

Suçlu Ayağa Kalk!

22-07-2008
2875 kez görüntülendi

Uzun zamandır yazmayı düşündüğüm ama bir türlü yazma fırsatı bulamadığım Rize’mizdeki eğitim konusunu enine boyuna da olmasa genel hatlarıyla irdelemeye çalışacağım…

Son yıllarda Rize’nin OKS ve OYS de aldığı başarısız neticeler bir Rizeli olarak beni hem üzmüştür hem de derin derin düşündürmüştür. İlkokulunda, Ortaokulunda ve Lisesinde okuduğum memleketimin bu iç karartan durumunu görünce şöyle bir geçmişe gideyim dedim…

 

1980 li yıllardan sonra siyaset ve iş dünyasında yıldızı parlayan Rize’miz neden bugün bu başarısız neticelerin mahkûmu olmuştur! Öyle ya, o tarihten bu tarihe kadar ben iddia ediyorum Türkiye’mizin hiçbir bölgesinde Rize’de yapılan eğitim kurumları yapılmamıştır.

 

Dayımın oğlu sevgili kuzenim Orhan Okumuş’un askerliği vesilesiyle Burdur’a gitme imkânım oldu. Burdur ki; OKS de Türkiye’nin en başarılı ve aynı zamanda OSS de de en başarılı iller sıralamasının en başlarında olan bir ilimiz… Burdur örneğini vermemin elbette bir anlamı var. Burdur Akdeniz bölgesinde küçük şirin bir vilayet. Gidenler mutlaka tespit etmişlerdir, mütevazı bir il olan Burdur bizim Çayeli’mizin sahip olduğu altyapıdan da yoksundur…

 

Hatta Dayıoğlunu dışarı çıkarmıştık bir yemek yiyelim dedik. Kendi imkânlarımızla aramakla bulamayacağımızı anlayınca bir vatandaşa sorduk nerde güzel bir yemek yiyebiliriz diye. O kişi de aslında burada istediğiniz çapta bir lokantanın olmadığını ama yine de bir yeri tavsiye edebilirim dedi. Dediği lokantaya gittik ama bizim Rize’mizde ki en sıradan lokantadan daha sıradandı!

 

Öncelikle şunu ifade edeyim elbette okul binası yapmakla eğitim kalitesini artıramazsınız. .Rize’de bugüne kadar yapılan sadece budur, her hemşerim övünüyor haklı olarak Rize’nin elli yıllık okul ihtiyacı halledilmiş diye! Mesut Yılmaz ve Tayyip Erdoğan her ikisi de, gerek devletimizin imkânlarıyla gerekse iş adamları vasıtasıyla hamd olsun Rize’nin okul binası ihtiyacını karşılamışlardır ne kadar övünsek de azdır!

 

Pekâlâ, en güzel şartlarda eğitim imkânına kavuşan öğrencilerimiz neden başarılı olamamışlardır yıllarca? Acaba en güzel şartlar derken sadece araç gereçlerle ifade edilen şartlardan mı bahsediyoruz! Bu başarısızlığın faturasını kime ya da kimlere kesecek Rize’li!

 

Ben kendimce bir sıralama yaptım! Elbette sizin de bir sıralamanız vardır bu başarısızlık tablosu karşısında… Yani demem o ki, su var, şeker var, un var ama helva yapamamamızın müsebbibi kim ya da kimler? 

Bu sorumluluğun en altında aileler vardır… Zira onlar devletinin eğitim sistemine güvenerek çocuklarını kendilerince seçtikleri bir okula göndermişler ve bu konuda ki sorumlulukları bir şekilde okullara tevdi etmişlerdir…

İkinci sırada yerel siyasetçilerimiz vardır… Çünkü onlar hak eden öğretmenleri yâda idarecileri değil de kendilerine fikren yakın olanları iş başına getirerek bu sorumluluktaki üzerine düşen payı almışlardır… 

Üçüncü sıramızı maalesef öğretmenlerimiz almıştır, üzülerek söylüyorum… Nerede idealist öğretmenlerimiz sorarım size? Bir takım elbiseyle senelerini geçiren ama asla yılmayan, talebelerine sadece okul bilgilerini değil, hayatı anlama ve idrak etme noktasında kol kanat geren fedakâr eli öpülesi öğretmenlerimiz… Bu satırların yazarı öğretmenlerine çok şey borçludur… Onlardan bir anne ve baba misali çekinirdik ve saygı duyardık…

  Ve en nihayetin de sorumluluğun baş aktörü Milli Eğitim davası olmayan, eğitim hayatını yazboz tahtasına çeviren bu iktidar ve onun Bakanıdır… Benim üç çocuğum var ve ben söz söyleme makamındayım bu konularda… Önce şunu bir söyleyeyim. Her yıl bedava dağıtılan şu kitap hikâyesine bir son verin Allah aşkına. Sizler zaten biliyorsunuz, Devletin dağıttığı kitabın hiçbir hükmü yok, çünkü ben kendi çocuklarımdan biliyorum okullar kendi kafalarına göre her yıl başka yayın evlerinin kitaplarını velilere aldırmakta… Ama iktidara sorarsan eğitim için ne yaptınız diye ilk söyledikleri parasız kitap dağıtıldığı yalanıdır!

 

Evet, sevgili Rizeliler… Maalesef eğitim alanında Rize’miz bocalamak şöyle dursun sürünmektedir… Ben âcizane derim ki; çocuklarımızın geleceğini kısır siyası çekişmelere feda etmeyelim. Bu meselenin ertelenecek bir yönü de yoktur, çocuklarımız bizim ve bu ülkenin geleceğidir. Onun için bir kez daha ifade ediyorum, bu durumun suçlusu ya da suçluları ayağa kalkmalıdır!

 

Allaha emanet olun, görüşmek üzere…

 

 

 

Yorumlar


  1. tespitlerınıze genel olarak katılmakla beraber,öğretmenlerımıze fazla haksızlık yaptınız dıye düşünüyorum,her şeye rağmen görev bılıncıyle hizmet veren onlarca öğretmenımız var.Siyasıler konusundakı tespıtlerınıze aynen katılırım.

  1. SADECE RİZEMİ
    Pek değerli üstadım sizin gibi bende eğitim konusunda çok hassasım çünkü kanaatimce bir ülke bugününü dününü tehlikeye atabilir ancak yarınlarını asla atmamalıdır güzel rizemizin eğitim sorunlarının çözülmemiş olmasının yanında tüm illerimizin bu sorunu devam etmektedir İstanbul Ankara İzmir bunlar rizeden de geri kalmışlardır.İşi birde şu eksende düşünürsek metropollerde binlerce dershane ve bunlara giden yüzbinlerce öğrenci var peki bunlar neden basarılı olmuyor bence en büyük eksiklik öğrencilere ne aile ne öğretmen ne de çevre tarafından verilemeyen ruh tur öğrencilerimiz ruhsuz yetiştirilmektedir saygılarımla


  1. Eğitim sistemimizin günah keçisi sistemin işçileri olan öğretmenlerdir.Olumlu ve olumsuz herşey ona fatura edilir. Halk arasında "onun yetiştirdiği öğrenciden ne olur" "hay ben seni okutan öğretmenin taa..." "oku da hiçbirşey olamazsan bari öğretmen ol" şeklindeki sözler çok meşhurdur. Ama öğretmenin bir insan olduğu,geçim kaygısı taşıdığını,tek tip olmadığını,artık öğretmen merkezli eğitim anlayışının çoktan terkedildiğini,son düzenlemelerle güç ve otorite konusunda artık eskiye nazaran iyice budandığını,öğrenci üzerinde yaptığı tasarruflara idareden,aileye,sokaktan parti başkanına kadar herkesin karıştığı bir piyona dönüştüğü nedense hep unutulur. Öğretmeni değrlendirmede neden tel ölçüt bilgidir anlamam.Peygamberlik mesleği olarak bilinen bu meslekt onu değerlendirecek başka ölçüt yokmudur acaba?Aldığı öğrencileri seviye ve davranış olarak nereden nereye getirdiği,çalışma koşullarına göre performansı,yazdığı şiirler,çıkardığı kitaplar bunlar ölçü alınamaz mı?Oysa Mevlanan ne güzel demiş,"ne kadar bilirsen bil karşındakinin aldığı kadar bilirsin" Abdurrahman Bey biraz daha insaf lütfen.

  1. saygı lütfen
    Öğretmenlerımıze haksızlık yapıyuorsunuz sayın yazar,unutmayın sızıde bir çok öğretmen yetıştırmıştır bıraz saygı lütfen.

  1. kabahat sizin öğretmenler
    bakıyoruz da öğretmenlerımız savunmaya geçmış hemen.Aslında sayın yazar ınsaflı davranmış,bence tek suçlu öğretmenlerımızdır.Onlara çocuklarını teslım eden velıler çok şey beklıyorlar,bına,araç gereç,sıyasıler şunlar bunlar hiç önemlı değil öğretmenın öğrencısıne bır şey vermesı için ama ıdealıst öğretmen değilde mecburen öğretmen üreten bir eğitim sıstemınde elbette öğretmenler bır şey veremeyecektır.

  1. RİZE DE SOSYAL HAYAT YOK BEN BURADA DURMAM
    Sevgili dostlar Rizemizde eğitim seviyesi çok düşük İstanbulda kırsal yerleşim merkezlerinde de çok düşük sebebini ben bundan yıllar önce araştırmıştım ve karşıma hayret edeceğim bir soru çıkmıştı Hatırlanacağı Üzere ÇİHL.Beden eğitim öğretmeni Y.AYKUT EMRE vardı benim onunla aram çok iyiydi bundan seneler önce istanbulda karşılaştım ve bana ÇAYELİNİ çok özlüyorum demişti orada bana olan sevgi ve saygıyı buralarda bulamadım hatta imkan olsa tekrar oraya dönerim dediği dün gibi aklımdadır.Neyse fazla uzatmayayım o yıllar Rizemiz eğitimde çok başarılıydı şimdilerde ise tayini rizeye çayeline çıkan bir arkadaşım bana rizeyi sordu ve daha sonra oralarda sosyal hayat yok ben oraya gitmem demişti bu acı bir gerçek bugünkü eğitim düzeyi malesef bu seviye ye gelmiştir.İstanbulda da durum bundan öte değildir lüks semtlerde eğitim veren öğretmenlerimizin öğrencileri daha başarılı kırsal olarak nitelendirilen semtlerde doğru düzgün öğretmen yok.Öğreten öğretmen malesef yer beğenmemektedir.Bu konuyu aydınlattın doğru yerlerde doğru kişileri eleştirdin abdurrahman bey teşekkürler BAŞARILAR..............


  1. İnsan akılcı bir varlıktır.Öğretmen de her insan gibi akılcı bir varlıktır.O programlanmış bir makina değildir.Daha iyi ortam ve daha geniş imkanlar arar.Maddi ve manevi tatmin peşinde koşar.İdealist öğretmenlerin dışında normal öğretmenleri ihtiyaçlarına cevap vermeyen kısıtlı bölgelerde uzun süre çalışmaya zorlayamazsınız.Onu bu yüzden yargılayamazsınız da.Yasaların verdiği hakla tayinlerini isterler,görev süreleri dolunca istedikleri yere gidrler.Gönlünce beğendiği yerde çalışır.Öğretmen böyle yapar da diğer meslek erbabı yapmaz mı?Yapar elbette.Doktor,ebe,hemşire,polis veya mühendisler sanki farklı mı davranıyorlar? Öğretmen imkansızları mümkün kılan elinde sihirli bir çubuğa sahip insanüstü bir varlık değildir. Elindekilerle bir şeyler yapmaya çalışır.Ona verdiğiniz varlık hamuruna bilgisini,umudunu,sevgisini ve emeğini katarak ortaya bir eser çıkarmaya çalışır.Bu eser bazen şaheser olur bazen eksik olur.Ama bu uğurda verilen emek bile tek başına saygıyı hak eder.Susayan insana bunu gidermesi için istemiş olduğu iki bardak su yerine bir bardak su verilmesi alanı memnun etmese de veren için bir erdem değilmidir? Eğitim süreçlerine yön veren bütün unsurlar üzerinde bilgi,müfredat,disiplin,bütçe,yetki,araç-gereç,süre,sosyal çevre,modernite,vs.)öğretmen mutlak bir denetim gücüne sahip değil ki bütün faturayı ona kesmek mümkün olsun.Herkes gibi ancak o da hissesi kadar bu sonuçtan sorumludur. Binaaleyh şimdi eğitimde başarılı olan illerin öğretmenleri süper öğretmenler mi?onlarla burada ya da başka yerlerde çalışan öğretmenler aynı eğitim, veren okullardan mezun olmadı mı?Aynı bilgileri almadı mı?Onlar gibi okuyup araştırmıyor mu?Aslında iş biraz da yerel yönetimlerde bitiyor.Buralarda muhtemelen vali,belediye başkanı veya bu iş için görevlendirilen bir yetkili,öğretmen-öğrenci-aile-araç gereç-kaynak-ödül-motivasyondan oluşan orkestrayı iyi idare ediyor.Mükemmel uyum başarılı sonuç getiriyor. Yoksa "çayelili" vatandaşın söylediği gibi bütün sorumluluğunu öğretmenlere yıkmak ona olağanüstü güçler atfetmek olur ki öyleyse onu düzeltirsiniz,olmadı değiştirirsiniz,olmadı uzaklaştırısınız,yine olmazsa işine son vererek meseleyi kökünden halletmiş olursunuz.Peki yine olmazsa ne yapacaksınız?Öğrencileri mi sisitemin dışına iteceksiniz?Okulları mı kapatacaksınız?Bunun adı kolaycılıktır.Tıpkı "şu maarifi öğretmenler olmasa idare etmek ne kadar kolay olurdu" diyen nazır gibi. İğneyi başkasına batırmadan önce çuvaldızı kendine batırmak diye bir atasözümüz vardır.


  1. Deveye sormuşlar sırtın neden kambur o da nerem doğru demışki aynen bu hesap bızım eğitim sistemımızın nesi doğru ki,Sadece öğretmenlerı günah keçisi ılan etmek haksızlık değilmi? tilki mahlasıyla yazan sevgili öğretmenım aslında sızde isminizi gizleyerek bir şekılde siyasetçılerın hışmindan korkuyorsunuz gibi geldı bana ama tespıtlerınız sizi aklar merak etmeyın!

  1. "GRİ TİLKİ" KARDEŞ'e;
    Güzel şeyler söylüyorsun ha farkında mısın? Gel sen şu bizim sempatik editörümüz Mustafa TAŞ'a bir dilekçe ver de sitemizde köşe yazarı ol, he, ne dersin? Para yok ama, Allah rızası için.

  1. kitap çok ama okuyan yok
    evet çok doğru konulara temas etmişsin sevgili dostum ama unuttuğun bişey var sen sokakta yururken bir oğretmenine raslasan acaba tepkin ne olurdu.saklanı korkar saygı duyar bişe der diye yolunu mu çevirirdin tabiiki yolunu çevirirdin hem yaş farkı hem aldığın ev kulturu nedeniyle durum buydu fakat gunumuzde acaba nasıl bu çocukları kim ders çalıştıracak kafelerde ki oturanlarmı başarısızlık rahatlıktan .....


  1. Kim başarısızdır ve neden başarısızdır sorusuna sayısız neden sıralanabilir ama başarı için ne yapılmalı sorusu daha yapıcı bir tutuma işaret eder. Başarı için planlı çalışma,özveri, aile desteği,ciddiyet,kişilik,vizyon ve motivasyon gibi unsurlar lazımdır ama bunları sınav kazanında pişirmeye çalıştığınız "zafer" yemeğine gerektiği ölçüde koyarsanız bir işe yarar..Yoksa ocağı yakar,mutfağı kirletirsiniz.Ne fazla ne eksik.Ne küçük ne de büyük.Sofraya konan ne hem aşçısını gururlandırmalı hem de yiyene lezzet vermeli.Ne çok acılı olmalı ne de çok tuzsuz olmalı. Bu ölçüyü tutturmak ciddi ve bilinçli bir çabayı gerektirir.Çok çalışmak kadar düzenli çalışmak,çok okumak kadar lazım olanı okumak,ezberlemek kadar anlamak da önemlidir.Okumak ya da çalışmak bir sanattır.Ressam duyarlılığına ihtiyaç duyar. Çok koşarak yarı yolda kesilen değil nefesini ve enerjisini tutumlu kulananarak koşan yarışı kazanır. Öğrencilerimiz sabretmeyi öğrenmemişler.Ellerini attıkları herşeyin bir an önce hem de en iyi şekilde olmasını istyorlar.Bu omayınca hayal kırıklığına uğruyorlar.Mesela bir aylık bir çalışmadan sonra girdiği deneme sınavında en yüksek puanı almak istemek çok insani bir durumdur.Ama bu gerçekleşmeyince özeleştiri yapmak yerine yıkılmak,dövünmek,üzülmek bu başkadır,aceleciliğin ve sabırlsızlığın ürünüdür. Bunun benzerlrine maç izlerken tuttuğu takımın hemen gol bulmasını isteyen taraftarın sabırsızlığından,ATM kuyruğunda bekleyen insanların aceleciliğinden ya da bindiği otobüsün yavaş gitmesinden şikayet eden yolcuların davranışlarından rastlayabilirsiniz.Onlara tarlasına tohum atıp hasat zamanını bekleyen çiftçilerin sabrını öğretmeliyiz. Bunlar karakter-duygu eğitiminin eksikliğindendir.İster istemez süre ve yoğunluk olarak çok çalışma onları yarı yolda yoruyor,yeniden çalışma istekleri dağılıyor.Aldıkları başarısız sonuçlara takılıp kendilerine olan güvenlerini yitiriyorlar ve yeni konulara odaklanamıyorlar.Onlara bu konularda sıkça rehberlik etmek şart. Anne babalar olarak üzerimize düşenleri yaptıktan sonra çocuğumuzun yeterince hazırlandığından da eminsek gerisini Allaha havale edip tevekküle yönelmek daha doğru geliyor. Gelgit karşısında denizin neden çekildiğini sorgulamak,süresi geldiği için anne karnından ayrılarak dünyaya gözlerini açan bebeğe doğduğu için kızmak ya da sıcaklık eksi değerlere düştüğü için suyu donmakla suçlamak pek akıl karı değil.Görünen alemin ötesinde görünmeyen aleme hükmeden insan iradesinin erişemeyeceği her şeyi proğramlayan ve kadere hükmeden güçlü bir irade var. Bu biraz da "jenerasyon" meselesi.Bir anlık sinerji,bir kıvılcım,bir olay,bir neden,bir felaket bütün bir lise gençliğini başarıya doğru koşturabilir.Bir grup genç üstün başarısıyla lokomotife dönüşüp diğerlerini peşinden sürükleyebilir.Tıpkı milli takımda Emre,Tuncay ya da Servet gibi oyuncuların takımı taşıması gibi. Fransa ya da ispanya her turnuvada dünya kupasını alamıyor.Ama başarılı bir jenerasyon yakaladığıklarında kimse onları durduramıyor. Rahatlık rehaveti beraberinde getirebilir.Ama tek başına başarısızlığın nedeni olarak gösterilemez.Güçlü ve kararlı bir irade karşında ne rahatlığın ne de yokluğun esamisi okunabilir.Bu iradeyi üretecek olan düşünceyi içinde barındıran zihinler hangi ideolojinin,felsefenin,anlayışın ya da mantalitenin işgali altında buna bakmak lazım.Maddeciliğin mi,hedonizmin mi,televole kültürünün mü,vandalizmin mi neyin esiridir bu genç dimağlar?Hayat gemilerinin dümeninde kim oturur,bilgisayar mı,internet mi,pop yıldızları mı,mankenler mi,sporcular mı? Ama belirtmek lazım fazla rahatlık yani tam serbestilik,mutlak muhtariyet,maddi imkanlarla desteklenmiş sınırsız özgürlük kişiyi yozlaşmanın,sorumsuzluğun,kayıtsızlığın ve ciddiyetsizliğin uçurumuna sürükler. Neden en büyüleyici çiçeklerin sert irüzgarların estiği dağ başlarında ya da gökyüzündeki en güzel yıldızların fırtına sonrası açan havada belirdiğine dikkat etmek lazımdır.diye düşünüyorum.(benden bu kadar,artık Gri Tilki susarak yuvasına dönüyor)

  1. maalesef tek suçlu aileler...
    Neden biliyormusun şu zamanın çocukları her şeyi bol booool buldularda ders çalışmayı unuttular. Uzun uzun anlatmayacağım bunun neler olduğunu ama bir düşün... sen daha henüz okul yılarında beş numara işikla ders çalışırken şimdiki çocuklar tüm işikların altında ne yapacaklarını şaşırmışlar.İnternete ne diyeceğiz evinde olan evinde olmayan internet kafelerde zamanlarını yedi bitirdi.ve daha çok şeyler.işte aileler çocuklarını kontrol edemeyecek duruma geldiler.sana kendimden sadece tek bir örnek: ben interneti ne kadar kıstıysam onlar o kadar televizyona ve uykuya verdiler kendilerini anlayacağın biz çocuklarımızı uyuşturduk ve kontrolden çıkan bir araba gibi sağa sola vurmaya başladılar.işte hepsi kısaca buu.. sana daha uzun yazmak isterdim ama anlıyorumki uzun uzun yazılanlarıda kimse okumuyor.selamlar iyi günler...

  1. Başarı idarecilere bağlı
    Rize'deki okullar başarı sıralamalarında yıllardır hep diğer illere nazaran gerilerde kaldığı görüyoruz. Halbuki okul sa en iyisi yapılmakta, gerekli olan ne varsa yapıldığı yöneticilerimiz tarafından söylenmekte. ama unutulan bir şey varkı okul yöneticileri ve milli eğitim müdürleri tercih edilirken siyasetın bu konulara alet olmasından kaynaklanan gereksiz kişilerin idareyi eline almasından kaynaklanan bir başı boluktan kaynaklanan bir başarısızlık var. bunun önlenmesi çok kolaydır. bu işi hak eden insanları idareci yaptığımızda Rize eğitimde çok başarılı olur.


  1. Çok garıp! sayın yazar aslında eğitim alanındakı başarısızlığını sadece öğretmenlere kesmemesıne rağmen öğretmenler üzerınde bir tartışma sürüp gidiyor,yerel sıyasetçıler bakıyorumda işten sıyrılmışlar.

  1. GRİ TİLKİYE
    GRİ TİLKİ YAZMIŞ OLDUĞUNUZ SADECE BİR YORUM DEĞİL İŞİN RUHUNU KAVRAMANIZ VE NEYIN NASIL OLMASI NOKTASINDAKI AYAĞI YERE BASAN TESPİTLERINIZDIR.ELİNİZE YÜREĞİNİZE SAĞLIK AMA KENDİNİZİ GİZLEMENİZE HİÇ GEREK YOKTU.

  1. Başlıca Sorunumuz...
    Yazıda her ne kadar Rize ili için eğitimin yetersizliğinden bahsedilse de ben Türkiye genelinde eğitimin yetersizliğinden bahsetmek istiyorum. Bence eğitimdeki başlıca sorunumuz milli eğitime yeterli önemi vermememiz. Eğitimde milletler kendi kültürlerini kendi tarihsel gelişimlerine uyarak alırlar (almalıdırlar). Bu ülkemizde maalesef yolundan çıkmış vaziyette seyir ediyor. Bugün yabancı dil eğitimi anaokullarına kadar indi, halbuki kendi dilini bimeyen bir kişi onlarca yabancı dil bilse kendi milletine ne hizmeti olabilir. Batıya hayranlık duyarak yetişen bir kişi ilk fırsatta ülkesini terk etmeyi hayal eden bir kişi kendi milletine nasıl hizmet edebilir. Dolayısıyla ben sadece Rize'den değil tüm ülkem adına eğitimden şikayetçiyim, her ne olursa olsun eğitimde milli birlik sağlanmalı yoksa pozitif bilimlerin hiç bir katkısının milletimize faydası olmaz düşüncesindeyim...

  1. HER AİLEDEN BİRAZ DAHA SORUMLULUK
    amcam Abdurrahman Akına katlıyorum.İmkanlarımızın var olmasına rağmen güzel memleketimiz Rize de bol miktarda başarısızlık var.Bunun başlıca nedenlerinden biride aile sorumsuzluğu bence.Yoksa bir öğrenci imkanları olduğu halde neden başarısız olsun ki.

  1. Anne-Babalardan Çocuklara Destek
    Amcam Abdurrahman AKIN'a katılıyorum.İmkanlarımızın olmasına rağmen neden öğrencilerimizin çoğu başarısızki.Bence bu başarısızlığın nedeni ailelerin çocuklarına karşı olan boşluğu sorumsuzluğu.Yoksa hiç bir öğrenci imkanı olduğu halde başarısız olamaz.O yüzden ailelerden ricam çocuklarınızla ilgilenin.Onlara destek çıkın.Sadece maddi yönden değil.Onlara başaracaklarını hissettirin.Karşınıza alıp konuşun.Onlara güvendiğinizi söyleyin.İnanın böyle yaparak çocuklarınızın daha istekli ve azimli olmasını sağlayacaksınız.

  1. Suçlu Baronlar.
    sevgili kardeşim bu yazı çok önemli ve vahim bir durumu açığa çıkarıyor. Bir sürü tesbitler sıralanabilir ben üçüncü tesbitinize değineceğim. Ben 15 yıldır çayeli ne gidemedim orda ne olup bittiğini ya basından yada internet aracılığı ile takip etmekteyim, Yıllardır siyaset ve ülke kadrolarında en önde gelen Rizemiz ne olduda bu başarısızlığa maruz kaldı.Ümraniyede ikamet etmekteyim Karadenizliler ağirlıktadır,birçok öğretmen arkadaşım var bunların arasında idealist olanlar çok az bu azınlıkta olanlar ise karadenizli öğretmenlerdir, aldığı maaşın yetip yetmediğine bakmadan öğrencilerine nasıl daha iyi eğitim verebilirim diye mücadele etmektedirler. Evet aldıkları maaş dedik öğretmenlerimizin çoğu kirada oturmakta ve ek iş yapmaktadır, eğer gerekli desteği alabilseler her türlü modern eğitim okullarda verilir ve dersane baronları da servetlerine servet katmamış olurlar böylelikle Aileler bankalardan krediler çekerek çocuklarını dersanelere yollamaz ve bütçeleri paramparça olmamış olur. Benim görüşüm öğretmenlerimizi her konuda destsklemek olacaktır.

  1. ÖĞRETMEN
    ÇAYELİNDE İDEALİST OLMAK MAALESEF ÇOK ZOR.BURADA İLKELERİNLE EĞİTİM VERMEYE KALKARSAN BAŞTA ÜST YÖNETİCİLER VE VELİLER KARŞINDA OLUR VE CEZANI ÇEKERSİN.BURADA ÖNEMLİ OLAN EĞİTİMİN ÖĞRETİMİN KALİTESİ DEĞİL BİR LİSE VEYA ÜNİVERSİTE DİPLOMASI OLSUN SİYASİLER ONLAR İÇİN BİR ŞEY YAPR VE YAPMIŞLAR.BU MANTIKDA OLANLAR İÇİN GERİSİ TEFERRUAT.ZATEN İKİ YAZAR ARKADAŞ EĞİTİMLE İLGİLİ SORUNLARA YETERİNCE DEĞİNMİŞ.ÜSTÜNE VAZİFE OLANLAR YERİNE GETİRİR UMARIM.AMA BİR GÜN GELECEK O GÜN GEREĞİ YAPILMAK ZORUNDA KALINACAK ...O GÜN NEDEN ŞİMDİ OLMASIN.....



Yorum Yaz