Çay Haber - Yöresel Haberin NET Adresi

Salağpurun Puarı ve ilk oruç!

19-07-2012
3899 kez görüntülendi

Zamanla anladım ki; Ramazan ve insan arasındaki ilişki “bir ibadet” olmaktan çıkıp, sanki zamanı doldurduğumuz, öylesine, alelade bir serüvene dönüştü!

Görsel anlamda zirve yapan günümüz Ramazanları sanki manevi dünyamızdaki anlamını yitiriyor gibi geliyor bana…(Bir ibadetin ötesin de Ramazan/ 2008-Çay Haber)

Böyle yazmıştım üç sene önceki Ramazan ayıyla ilgili yazımda… 

İnsanoğlunun en güzel şekilde nefsini terbiye edeceği ve sabrını olgunlaştıracağı mübarek günler olarak görürüm oruç ayını… 

Bilmiyorum, sizin de her Ramazan başladığın da geçmişe dönük hatıralarınız gözünüz de canlanır mı? Ben sadece nefsimizin terbiye edilmesi olarak bakmıyorum Ramazanlara. Her oruç ayı geldi mi, çocukluğum da köyümüzde, yaylalarımızda yaşadığım o güzel Ramazanları hatırlarım da!

Hele ilk oruç tuttuğum ya da tutmaya çabaladığım zamanlar aklıma geldikçe tebessüm etmekten kendimi alamam…

Çocukluğumuz da,“geriki dişlerimizle”,öğlene kadar tuttuğumuz oruç denemelerimiz oluyordu!.. Bu denemelerden sonra nihayet oruç tutma zamanının geldiğini kendi adıma düşünüyordum… 

Nasıp işte ilk orucumu “Pelat yaylasında” tutmaya başlamıştım.

Daha sonra “Şemkehot yaylasında” Bayramla taçlanmıştı ilk tuttuğum orucum... 

Ama ilk orucum, ilk oruç bozmamın da tarihidir aynı zamanda!…

Sanırım, on beş gün kadar “Pelat Yaylasında” oruç tutmuş daha sonrada tüm yaylacılar olarak “Şemkehot Yaylasına” göç etmiştik… 

Pelat yaylasın da sabahın ışımasıyla beraber kalkıyorduk, akşama kadar o uzun günlerde çoban gidiyorduk. Aslında yaşım 11 ya da 12 idi. Rahmetli Ayşe Halam, “evladım  günler uzun bak arkadaşların da tutmuyor sen de tutma” diyordu ama laf dinlemiyordum. Ama ne yalan söyleyeyim her gün akşama doğru içimden, yarın bende tutmayacağım diye de geçirmiyor değildim!... 

Yaklaşık on gün sonra Şemkehot yaylasına geçtik. Bilenler bilir, bu yaylamızda çobanlık yoktur. İnekleri sabah gidecekleri yere götürür ve geri dönerdik. Daha sonra koca bir günü, ya top oynamakla, ya met-değnek ya da başka bir eğlenceli etkinlikle geçirmeye çalışıyorduk… 

O sene  oruçlu olmam nedeniyle daha bir dikkat ediyordum. Yaşıtlarım dağ bayır dolaşırken ben daha çok “vonagın”(yaylanın çevresi) etrafından ayrılmamaya özen gösteriyordum. Ama arkadaşlarımın ya da büyüklerimizin dağlara doğru olan gezilerini de dürbünle izlemekten geri kalmıyor, onlara özeniyordum… 

Bir gün iftara yaklaşık iki saat falan varken arkadaşlar, “Salağpurda” top oynamaya gidelim dediler. Ben de bu teklifi geri çevirmedim ve arkadaşlarla beraber Salağpura top oynamaya gittim.

İki takım oluşturuldu ve maç başladı. Maçın ilerleyen bölümlerin de, oruç tutmayan yaşıtlarım “Salağpurun puarından” kana kana sularını içip tekrar maça dönüyorlardı. Ben o kadar yorulmuş ve o kadar susamıştım ki topa ayak vuracak dermanım bile kalmamıştı. Bir ara bayılacağımı sandım. Zaman zaman oyuna ara vererek, çimenlerin üzerinde uzanıp dinlenerek, toparlanmaya çalışıyordum… 

Neyse, maç iftara yarım saat kala bitti ve arkadaşlar “Şehitliğin” altından “Hoveniçe” doğru çıkmaya başladılar. Hoveniç, “Pakların”(taş evler) yanında ki otlağın ve yaylacıların toplandığı yerdi ve salağpurla evlerin arasında yaklaşık bir kilometrelik yolun adıydı…

Benim gözüm o kısacık yokuşu çıkmayı kestiremiyordu!  Arkadaşlara siz gidin ben de yavaş yavaş arkanızdan gelirim dedim. Onları izlemeye başladım.

Ne zaman ki görüş alanımdan çıktılar daha maç oynanırken kafama koyduğum işi yapmak için Salağpurun o tadına doyum olmaz puarına doğru sürünerek gittim. Orada yaşadığım sahneyi nasıl anlatırım bilmiyorum ama sanırım bugüne kadar o buz gibi puardan benim kadar bir defada su içebilen başka bir kul olduğunu hiç düşünemiyorum!... 

Defalarca başımı puarın göletine daldırıp çıkarıyordum. Her defasında o buz gibi sudan kana kana içiyordum! O kadar su içmiştim ki karnım şişmiş ve adım atacak takatim da kalmamıştı! 

İftar olmak üzereydi ve benim bir an önce eve gitmem gerekiyordu. Ama bu durumda nasıl gidecektim eve…

Çimenlerin üzerine beş on dakika uzandım belki kendime gelirim diye ama nafileydi. Nihayet kendimi biraz topladım ve eve gitmek için yola koyuldum. Düşe kalka eve geldiğimde iftar olmuştu bile. Rahmetli Ayşe Halam beni görünce telaşlı telaşlı, “nerdeydin evladım” diye çıkıştı. Ben arkadaşlarla top oynadığımı, yorgun düştüğümü söyledim ve ancak gelebildiğimi ifade ettim… 

Tabii o kadar su içmişim ki yemek yemeyi bırakın  o en sevdiğim “peynir muhlamasından” da yiyemeyince, Halam,”sana ne oldu hastamısın?”  diye sordu. Ben yorgunluktan olduğunu söyledim ve kendimi altı “poşğe”(dağlardan topladığımız kalın ve sert otlar) dolu yatağın üzerine attım. Uyandığımda Halam beni sahura kaldırıyordu!... 

Evet dostlarım, ilk orucumu ve ilk oruca dair günahımı sizlerle paylaştım!…

Bu vesile ile yaylacı annelerimizden ölenlere Allah Rahmet etsin, kalanlara da uzun ömürler versin duasını ediyorum… 

Değerli dostlar; her birimizin hayatında öyle zamanlar vardır ki, yerlerini ancak o zamanları yeniden yaşayarak doldurabiliriz… Ama bir daha yaşayamayacağımıza göre bize de hatırlamak ve hatırlatmak düşüyor! Bu ilk oruç ve ilk “oruç bozma ” hatıramı sizlerle paylaşırken bu duygular içerisinde oldum… 

Tüm okuyucularımın Mübarek Ramazanınızı kutluyor, hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum… 

Görüşmek üzere, Allaha emanet olunuz…

Yorumlar

  1. HEYİLİGUN SERTİ.
    Salağpurun puarı daha kimlere oruç bozdurmadiki,bi dönem Pelat yaylasına geri göç ederken bizim abi dediğimiz yaylanın büyük çobanları heyeligun sertine kadar oruç'a dayandılar orda bir bölümü meğer gizli azık almışlar gerisi malum...bu arada o dönemlere ait resim cuk oturmuş, başında kırmızı tekesi olan benim.

  1. hayırlı ramazanlar
    gerçekten güzel bir paylasım... hepimizin geçmişe baktığında özlediği birçok anısı vardır... hele ki ramazan sonrası o Bayram sabahı....

  1. hayırlı ramazanlar
    Çok güzel Abdurrahman bey...elimde leblebi tozu ve şekerle bekledğim çok oldu:))Ama en güzeli ezan okunduğu zaman..yemek yesekte yemesekte..o an çok güzel..özgürlüğe kavuşmak gibi...yüreğinize ve kaleminize sağlık..tekrar hayırlı ramazanlar

  1. deştin gine
    HAYIRLİ BEREKETLİ NURLU RAMAZANLAR RABBIM ŞIMDIDEN ..KABUL ETSIN İNŞALLAH...ORUCUNU SEMKOĞUDDAMI BOZMUŞTUN ..DEŞTIN YANI YINE

  1. ne mutlu
    NE MUTLU size o heycanı yaşayabiliyorsunuz. Biz de paylaştık elhamdllh ;) Sabah erkenden HIRKA-I ŞERİF'E koştuk. Akşama kadar camileri gezdik ama iftara zor yetişdik eve. ilk yudumun lezzetini hiçbirşeye değişmem

  1. ESKİ GÜNLER
    Abdurrahmancığım anlatmış olduğunbenzer şekillerde de yaşamından bir kesit hemen hemen hepimizde aynı veya benzer şekillerde yaşanmıştır.Ama bu fotoğraf var ya o bir başka,çocukluğumuzun masumiyetini ve o güzel bakışları o kadar güzel anlatıyor ki bunu hiç bir zaman kaybetme.Fotoğrafta seni,Osman'ı tanıdım diğerleri de sarışın olanlar,herhalde amca çocukları Mustafa'nın kardeşleri olsa gerek.

  1. İsim -Yer
    Bir kaç yıl önce köy dolmuşunda yanımda oturan delikanlıya "Hangi mahalledensiniz?" diye sorunca bana hiç duymadığım bir isim söyleyince sustum. Arabanın şoförü gelince arka koltukta oturan delinalıya ve bana aynadan bakarak " Dayı yeğen buldunuz birbirni" dedi. şaşırdım. "Kim dayı yeğen dediğimde" bana "Sen ve yanında oturan yeğenin" demez mi. meğer delikanlı amcamın kızının oğluymuş. Köyünün ismi değiştirildiğinden yeni ismini söyleyince "Kimlerdensiniz?" diye sormaya bile gerek duymadığımdan öylece sustuk. yer isimlerinden okuyan arkadaşlarımızın o yaylalar ,sular ve top oynadığımız alanlar gözlerinin önüne geliyor. Çok güzeldi. Ramazan yanı da köylerimizdeki yaylalarımızdaki yer isimleri yanı da. Tebrik ederim sayın yazar.



Yorum Yaz