Çay Haber - Yöresel Haberin NET Adresi

Neyi Kaybettik? Neyin Eksikliğini Hissediyoruz?

08-07-2009
3232 kez görüntülendi

Zamanı  vahyin ilk geldiği noktada durduralım. Peygamberimize vahiy gelmiş, Allah insanlara son sözünü söylemiş ve uygulamaların en muhteşemi Asr-i Saadet boyunca hayata geçmiş…Bizim hikayemiz de o günden sonra başlasın,1400 kusur yıllık birikimleri göz ardı ederek,söylenenlere kulak asmadan, ,bugünü, dünün penceresinden bakmadan hayat  sürdürdüğümüzü varsayalım!...

 

İddialı  bir giriş oldu farkındayım! İsterseniz meramımı biraz daha açarak ifade edeyim…Bugün insanların her yanlışına dayanak aradıkları koca bir tarihi hakikatleri unutalım diyorum. Sadece ve sadece unutmayacağımız veya referans alacağımız tarih kesiti Asr-i Saadet olsun…

 

Hayır gene meramını ifade edemedin diyorsanız…ben diyorum ki; ey siyaset yapanlar, yazarlar, çizerler, evliler ,bekarlar, babalar, analar, köylüler, şehirliler, laikler, dinciler, dinsizler nihayetinde, ey insanoğlu ,özelde de bu ülkenin insanı!...

 

Bütün dikkatimiz ve ölçümüzü Asr-i Saadete odaklayarak hayatımızı idame ettirmenin yollarını arıyoruz…

 

Bu yazıyı bana yazdıran gerçeğimi mi de söyleyeyim yeri gelmişken. Mübarek üç ayları idrak ediyoruz. İnsan olma erdemlerinin tavan yapması gereken bu özel günlerde ki,sıradanlıklar kanıma dokunuyor ve içimde ki burukluğu sizlerle paylaşmak için böyle bir yazı denemesine gerek duydum…

 

Mezhep yok,tarikat yok,cemaat yok,parti yok,vahşi kapitalizmi yok, velhasıl bugün üzerine kafa yorduğumuz ve kavga sebebi olan hiçbir beşeri düşüncelerimiz yok! Biliyoruz ki,yukarda saydığım ve saymadığım bütün bu örnekler insanları fırkalara bölen ve onların karakterlerini tasvir eden gerçeklerdir…

 

Ne demiştik? Hepimiz vahye direk muhatabız! Üstelik,en güzel nimetler elimizin altında. Yolculuğumuz en gelişmiş vasıtalarla yapılıyor. Elektriğimiz,suyumuz,yiyeceğimiz,içeceğimiz,giyeceğimiz her ne aklımıza gelirse gelsin yanı başımızda, insanların hizmetinde…Vahye direk muhatap olan ve bu kadar nimetle donatılan insanımıza,daha doğrusu kendimize bakalım ,muhasebemizi yapalım…

 

İnsanın bu dünyada ki gayesi,yaşamaya değer hayat bulmak ve bunun etrafında oluşan güzellikleri bir başkasıyla paylaşabilmek değil mi? Dünyanın Ahretin tarlası olduğuna iman eden vahye muhatap insan bu hakikatin neresin de?

Bunca nimetin içinde,tabiri caizse,yüzen insan…doymak bilmeyen iştahı,şüphe ve güvensizliği, nefis muhasebesinden yoksunluğu,riyakar ilişkileri,makam ve mevki ye olan düşkünlüğü,merhametsizliği, zarafetten uzak kabalığı…daha nesi ve nesi!...

 

Etrafımızda olup bitenleri anlamlandırmadan yoksun,nerde akşam orda sabah ,mantığına yenilmiş insanın yanında, ideal olanı ifade ederek cemiyete çeki-düzen vermeye çalışan kaba softadan,ilericilik bayrağını elinden düşürmeyen bir sürü  insanın at oynattığı bu ülkede,her gün onlarca hatta yüzlerce, insanın yüreğini yaralayan olaylar yaşanmakta…bu mudur vahye iman etmiş insanın durumu,sorarım size?

 

Evet zamanı durduralım ve vahye direk muhatap olduğumuz gerçeğinden hareket ederek bugün ki cemiyete ayna tutalım istedik…

 

Sizi fazla zorlamak istemiyorum doğrusu! Bilmiyorum meramımı ifade edebildim mi?! Zaten vahiy 1400 sene önce gelmiş ve en güzel şekilde yaşanmış. Ben bir hayal kurmak istedim sadece! Vahye göre hayatımızı dizayn etmemiz, bize ve ülkemize hatta dünyaya nasıl bir güzellik getirecek diye…

Sözümü ve iddiamı geri alıyorum! Reel gerçekler var ve bu gerçeklerden kaçamayız elbette!  Onun için,vahiyle hakiki anlamda  muhatap olan her bir insana  şükran duygularımı ifade ediyorum.

Vahye muhatap gibi görünen ama her türlü kirliliğin de baş aktörü olanlara da “sizi kim kurtaracak” sorusunu soruyorum!

 

Zamanı 21. asra getiriyor, reel gerçekler diye yutturulmaya ,unutulmaya çalışılan hakikatlerimize sahip çıkabilme şuuru ve ferasetimiz olsun istiyorum…

 

Halbu ki; vahye direk muhatap olduğunu ifade etmeye çalıştığım bugün bu ülkede yaşayan insanımız,bir Velinin ; “Siz onları görseydiniz deli derdiniz,onlar da sizi görselerdi Müslüman kabul etmezlerdi” diye ifade ettiği Sahabeyi örnek almak yerine, 1400 kusur yıldır,özellikle son birkaç asırdır, izmlerin, partilerin ve ya kişilerin peşine düşerek, hem bu dünyalarını hem de ahretlerinin istikametini çıkmaz sokaklara götürmektedir!...

 

Yazıma ,Vahye ,zaman ve mekan gözetmeksizin direk muhatap olduğumuz gerçeğini bir kez daha  hatırlatarak ve yeniden dirilişimizin,  insan olma erdemlerimizin nasıl olacağı noktasında ki, şu soruları sorarak bitiriyorum…ve elbette cevaplarınızı beklerim de!...

 

Neyi kaybettik?

Neyin eksikliğini hissediyoruz?

Kaybettiklerimizi yerine koymak için çırpınışlarımız var mı?

 

Görüşmek üzere,Allaha emanet olun….

 

 

 

Yorumlar


  1. Abdurrahman Bey, yazılarınızı mümkün olduğu kadar kaçırmamaya ,takip etmeye çalışıyorum...Yüreğinize kaleminize sağlık...Yazınızla alakalı birkaç cümle fikirlerimi belirtmek isterim...

    "Siz onları görseydiniz deli derdiniz,onlar da sizi görselerdi Müslüman kabul etmezlerdi.." sözü Asr-ı Saadet zamanındaki yaşayış ile yani Peygamber Efendimizin,Hayatta kaldığı zaman dilimi için söylüyorum, pek doğru,hakikatli bir sözdür;ama Peygamberimizin vefatının ardından Sahabe nin içerisine düştüğü hepimiz için malum siyasi olaylar,cinayetler vs...teferruatına girmek ve analiz etmek benim ilmimi aşar...Hz.Adem den başlayıp Peygamberimize kadar gelen ve hatta şu an bizim sürdürmeye çalıştığımız hayat nizamı Cenab-ı Allah ın takdiridir.O böyle istedi..."Derviş olmak için,dağ başında bir kulübede, doğa ile başbaşa kalmak mı? yoksa şehirde hertürlü fenalık ve arsızlığın arasında "pak" kalabilmek mi gerekir? Düşünüyorum, Peygamber Efendimizin dizinin dibinde durup,arkasında saf tutup, birlikte savaşan O Sahabiler, bu durumlara düştüler ise, biz biçarelerin bu haline ne diyeceğiz? Allah sonumuzu hayırlı etsin...Sevgi ve saygılarımla...

  1. hangisine yanalım
    çok şeyimizi kaybettik üstelik arama telaşımız ve duyarlılığımız da yok.hangi birisini sayalım ki,sadece ülkemizde değil dünya genelınde ınsanlık yerlerde sürünüyor,işte çinin soydaşlarımıza yaptıkları dünyanın gözü önünde cereyan edıyor ses seda yok!

  1. sahabenin üstünlüğü
    Bunca nimetin içinde,tabiri caizse,yüzen insan…doymak bilmeyen iştahı,şüphe ve güvensizliği, nefis muhasebesinden yoksunluğu,riyakar ilişkileri,makam ve mevki ye olan düşkünlüğü,merhametsizliği, zarafetten uzak kabalığı…daha nesi ve nesi!...Bu tespitler günümüz insanı için bunun tam tersi sahabe için ve hasan isimli yazan arkadaş,kuranda sahabı nasıl anlatılmış bir zahmet incelerseniz sayın yazara hak vereceksınız.zaten zamanı 1400 önceye götürmesındekı espırıde bu zannedersem.




  1. dost
    Sevgili kardeşim bütün insanlık bir şekilde cemaat olma özelliği arz etmektedir. Özellikle İslam âlemi şayet cemaatçi yönlerinden kurtulup ümmet olma bilincini gerçekten arzu ederse, ya da en azından o uğruda çaba sarf eder ise inancım odur ki asrısaadetin efendimiz haricideki kısmını bizler dünyada yaşayabiliriz.


  1. Sen anlaşılmayacaksın gine bu ayzınla sayın akın aha buraya yazıyorum ..

  1. illada öz
    Abdurrahman bey,
    Çok güzel noktalara değinmişsiniz, insanı kendini sorgulamaya yöndiriyorsunuz teşekkürler...
    Benimde belirtmek istediğim bir iki ufak nokta var: Asrı saadette müşrikler bile üç aylara saygılıydı bilirsiniz, ne zaman üç aylar girse geleneklerine göre Haram aylar olan bu döneme hürmeten, maddi manevi şiddeti bırakırlardı ve herkes nefes alırdı ama artık günümüzün ne yazıkki müslümanları bile bu zihniyetten uzak, hagi durumda olduğumuz malum...
    Diğer yönden, bakılması gereken noktanın bireysel olması gerektiğini düşünüyorum çünkü cemiyetleri fertler oluşturur,islami bakış açımızı uygulamalrımızı iyi bir sorgudan geçrirsek belirttiğiniz izim, cizim, ist mistlere takılmaz ve öz benliğimizle yüzleşirsek hatalarımızı düzletme şansımız olur diyorum...
    Birde bizler hep sorun noktasında takılıyoruz gibime gelir hep ama aslında mesele bu değil, sorunun zaten farkındayız ve çözüm noktasında hareket etmeliyiz...
    Yani, Kuranda gerçek anlamda müslüman olmayanların ibadetlerinin şekilsel olduğu özsel olmadığı öncelikle özü halletmemmiz gerketiği vurgulanır ( tutukları oruçlarında açıkları yanarına kar kalır, namazlarında eğilip kalkmaları...) gibi ifadeli ayetlerle bunu anlıyoruz; yani hep özü düzeltmekle mümkün, buda bireyin iç dengesini, öz islam kültürünü algılamasını ve bunun üzerine yaşamını bina etmesini ima eder hep...
    eğer toplum ve diğerlerini hep vurgularsak( oda önemli ama öncelikli değil)önceliğimizi toplumsal sorunlarla boğar kendimizden uzaklaşırız...
    Önce öz, iç namaz kılmak, iç oruç tutumak, iç terbiye edecilecek ki sonra içsel sağlıklı bilince kavuşmuş bireyler bunu dışına yansıtsın ve sağlıklı toplum olalım...
    ben özet geçmeye çalıştım bu konu uzar, her zaman savunduğum ve kendimdede uygulamya çalıştığım bir sistemdir...
    Sözün özü: kalbi, aklı, egosu islama içsel olarak teslim olmayan insanların şekilse veya dışsal herhangibir şekilde islam'a katkısı olacağını ve bu toplumun düzeleceğine inanmıyorum.
    Çok basit bir örnek vereyim, malı mülkü olsun veya olmasın günümüzde ben müslümanım diyen çoğu erkek bayanları kendi tekellerinde görerek evli bile olsa utanmadan çok rahat bir bayanı islam adına rahatlıkla ikinci eş altında metres tutma çabasına girmektedir ve reddeildiğinde de, mertçe değilde gene saygısızca hatasını ortmek için çamur at iz kalsın tavrını uygulamaktadır bir bayana karşı...
    peki hani peygamberimizin "Allah dört taneye izin vermiştir ama sizin için birtanesi hayırlıdır" sözü, yani şimdi. Adam beş vakit amaz kılmaz, oruç tutmaz, kendi eşini, kızını gözü gibi korur, yapacak onca güzel şey varken nasıl bir başka anne babanın evladına bu tarz bir mumamelyi uygun görürde ben müslümanım ve ümmettenim der... Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu...
    onun için önce özde müslüman, sonra topluma yansıtmalı, bireysel iç gelişimin ve kuran sünnet tutarlılığının hayatımızda olmadığı noktada kendimize ve çevremize bu ve benzeri örneklerle zarar veriyoruz...
    Umarım yazzılarınızdan birileri ibret alır ve sizi doğru anlayıp içsel sorgusunu sağlam yapar...


  1. yazının özü,sahabe ıklımının insan hayatı üzerınde ki artıları olarak düşünülsede bugün ki cemiyette ki açmazlarla örneklendırılmeye çalışılmış olmasıdır.insanlık bugün açmazların içinde her tarafta kir akıyor üzerıne ,kendini kurtaranlara ne mutlu.

  1. ÖNCE ASRI SAADET NEDİR BİLMEK LAZIM...
    Arapça ‘asr’ (devir, zaman, çağ) ve ‘saadet’ (mutluluk, bahtiyarlık) kelimelerinden meydana gelen ‘asr-ı saadet’ terimi; “mutluluk dönemi, insanların en bahtiyar oldukları çağ” manasını taşımaktadır.

    Asr-ı saadet tabiri, insanlık için hidayet kaynağı olan Kur’an-ı Kerim’in nazil olduğu, bütün insanlığa rahmet ve örnek olarak gönderilen Hz. Peygamber’in yaşadığı, ashabını eğitip yetiştirdiği, İslamiyet’in tebliğ edildiği ve tam anlamıyla uygulandığı zaman dilimini ifade etmektedir.

    Müslümanlar, bu devri en ideal zaman olarak kabul ederek, özlem duyup saygıyla anmaktadırlar. Nitekim Hz. Peygamber (sav) Efendimiz de bir hadislerinde: “insanların en hayırlıları benim asrımda yaşayanlardır.” buyurmuştur.

    be devirde yaşayanalrın en belirgin özellikleri:Kuvvetli imana sahip olmaları
    Allah ve Resulüne olan bağlılık ve güvenlerinin tam olması
    Yaptıkları işlerde birinci gayelerinin Allah rızası olması
    Dünya mal ve mülküne fazla önem vermeyip dünyaya ihtirasla sarılmamaları.Birbirlerini çok sevmeleri, iyilik ve güzellikler hususunda mümin kardeşlerini kendi nefislerine tercih etmeleri.Kanaatkâr oluşları.Cömert olmaları.Allah ve Resulünün emir ve yasaklarına harfiyen uymaları.Dini konulara önem verme ve doğru bilgi sahibi olma, bildiklerini hayatlarında uygulamaları.neyi kaybettik neyin eksikliğini hissediyoruz sorusunun cevabını buradan çok iyi anlayacağımız gerçektir. bu konular tamamen dini konular olup öyle kafadan salma yorum yapmak doğru değildir o bakımdan önce asrı saadetin ne olduğunu bilmemiz lazım diye düşündüm ve bunu aynen yazdım. diğer arkadaşlarımında dikkatlerine sunmak istedim. kalın sağlıcakla...



  1. sorulara odaklanmalı!
    yazar soruyor;neyi kaybettik?neyin eksıklığını hıssediyoruz?
    bu sorulara cevap aramalıyız.yoksa yazı üzerine yapılacak her yorum hava da kalmaya mahkumdur.bu yazıyı okuyan her bir okuyucu,eğer kendi hayatındaki kaybettıklerını bulursa,neyin eksikliğini hissettiğimiz doğal olarak ortaya çıkacaktır.bir de gelişigüzel sahabı ve onun dönemini değerlendırmek hoş olmasa derek.kemal karakulak bey güzel ifade etmış o dönemi ve sahabeyı.


  1. Yüce Allahıma çok şükürler olsunki sağlığımız yerinde olduğu müddetçe kaybettiğimiz bişey yoktur. Çünkü kaybedilen herşey kazanılabılınır sonradan ama kaybettiklerimizide kazanmak için neler yapıyoruz bunlarıda iyi irdelemek lazım galiba

  1. insanı insan yapan değerler
    Neyi kaybettik:İNSANLIĞIMIZI
    Neyin eksikliğini hissediyoruz.GERÇEK ÜMMET OLAMAMA EKSİKLİĞİNİ

    Bırakalım Reel Gerçekleri 21. Yüzyıl yaşantısı safsatasını İnsanı insan yapan erdemlerimizi yitirdik.İnsan her gün etrafın da gördüğü davranışlar karşısın da ikilem için de kalıyor.Dün kötü olan,bugün iyi anılabiliyor.Şuursuz birtopluma doğru yönlendiriliyoruz.
    Tepkivereceğimiz yerde vermiyor.Vermemmeiz gereken yerde insanlıktan çıkıyoruz.
    Erdemlerimizi birbirine karıştırdılar.
    Vahye muhatap olan insanı değerlerimizi bulma noktasında tevekkül eksikliğimiz olduğunu hissetmekteyim.Bu da peygamber sünnetin den ve ALLAH(C.C)a yakınlaşmakla olmakta olduğunu belirtmek isterim.
    Ayrıca Akın Kardeşime de bu konuları tekrar düşündürdüğüiçin de teşekkür ederim

  1. Neyı kaybettık!!!
    Yazının ve yapılan yorumlar bizlerı bır çok knuda aydınlattı.Bizler neyımızı kaybettık sorusunu kendi kendimize soraçak olursak iyi bir KUL olamadık neticesindede her şeyimizi kaybettık.Kainatı onun yuzu suyu hürmetine yarattığı Güzeller güzelinin ümmeti olmayı kaybettık.Bizler insanların kul'u,paranın esiri ve zevk ve sevanın tutsağı olduk.Velhasılı sonunda bu durumlara düştük.
    Çıkış noktamızda burda yatıyor,mübarek üç ayları fırsat bılerek yeniden başlaya bılırız.Asrı saadette insanlar ferc ferc müslüman oluyorlardı.Ya bizleri görenler müslüman olmayı bırakın,kendi dinlerine dahada çok sarılıyorlar.Acı amma gerçek budur.İslam'ı lafla değilde,hal ile yaşarsak yenıden asrı saadet yıllarına döne bliriz.Bugünleri fırsata çevirmek için daha ne beklıyoruz....


  1. Değerli dost Abdurrahman Bey;çırpınışını anlıyorum,hislerini hisseder gibiyim.İnaniyorum ki sen dilin döndüğünce hep doğruları söyleyip yazacaksın ama rıyakar tanrıları,menfaat tanrıları,zülüm tanrıları birçok gönüllerde yer bulmaya devam edecektir.Sağlıklar dileğiyle selamlar.



Yorum Yaz



Kapat
Sosyal Medya'da bizi takip edin!

Sosyal Medya'da bizi takip edin!