Çay Haber - Yöresel Haberin NET Adresi

Biraz Don Kişot, Az Biraz Zübük ve Bolca Temel

05-05-2018
1335 kez görüntülendi

Doğru olanın hain ve dinsiz olduğu inkarcı ve yalancının adam yerine konduğu , hatta yalanlarına toplumları inandıranların kahraman ilan edildiği bir dönemde doğruları kaleme almak istediğim bu yazının bir baş yapıt olacağını düşünmüyorum lakin bir Yeşilçam klasiği gibi yıllar sonra dönemi ve şimdiyi tarif eden bir yazı olacağını inancım tam. Hadi gelin Don Kişot’tan, Zübük’e ve Temel’e kadar olan dönemi kalemim yazdıkça dilim döndükçe yazayım diyorum.

Carventes’i duymayanımız yoktur 1605 yılında Don Kişot’u (Don Quijote) yazıya aldı. Neydi Don Kişot’un hikayesi kendini masallara ve deliliğe teslim edip haksızlığa ve zülme karşı savaşmak için Rosinante’sine atlayıp unutulmuş Şovalyeliği yeniden diriltmek için yollara düşer. Bir de Panza adlı yardımcısı vardır saf ama kurnaz aynı günümüz dönme dolap iktidar çıkarcıları gibi. Don Kişot gücünü ve şövalyeliğini bir çiftlik sahibinden alır ona göre o Lord’dur. Tıpkı günümüz siyasilerinin yönetme gücünün ilahi olarak kendilerine verildiğini zannetmesi gibi. Hepinizin bildiği olaya gelelim yel değirmenleri ile savaşması olayı. Dev zanneder saldırır yaralanır ama ona göre onlar devdir ne kadar uyarsan da devdir o. Günümüz siyasilerinin kafalarında kurduğu “dış güçler” bizi engelliyor, din elden gidiyor bize oy verin vermeyenler kötüdür diyip yapmayın böyle desekte kişilerin beyninde kurdukları yalanlara inanması gibi. Koyun sürüsü ile savaşır güzelce bir dayak yer, şarap fıçılarını kan zanneder fıçılara bile saldırır. Yetti mi hayır gece meşale ile yürüyen cenaze ahalisine de saldırır dur ne yapıyorsun yanlış yapıyorsun deseler de insanları büyücülerin kandırdığını söyler gene yapacağından geri kalmaz Don Kişot. Tıpkı günümüz yerel erbabın yüzüne tüm gerçekleri vursak da gene her türlü fenalığı yapmaktan geri kalmaması gibiydi. Maceralar bitmez bizim Alonso’da fakat hakikat er geç gelir yüzüne vurur. Alonso’nun akınının başına gelmesi bir Şovalyeden mızrak darbesi yemesiyle başlar ve her şey netleşir. Mızrak öyle bir gerçektir ki aklı başına gelir evine döner ve ölüm döşeğinde inandığı yalanların hiç birinin gerçek olmadığını kabul eder ve ölür. Yani sizin anlayacağınız er geç hakikat kazanır. Yalan hakikatten daha fazla hüküm sürse de sonunda hakikat üstün gelir. Şimdi başınızı kaldırın ve ülkemize ve yerel siyaset erbaplarına bir bakın hakikatin neresindeler, hangisi hakikatin peşinde. Seçim vaadleri bile Don Kişot’un yel değirmenlerine saldırması kadar komik. Kendi inandıkları yalanlar ile boyuyorlar gözleri, sürekli kameralar önünde orda burada poz vermenin derdindeler neyin günahını çıkarıyorlarsa artık? Samimi değilsiniz ve hakikat kazanacak bilesiniz.

Biraz da bizim karakterlerimize bakalım değil mi? Zübük: duymayanımız yok izlemeyen kalmamıştır. Aziz Nesin’in 1961 yılında kaleme aldığı günümüzü tıpatıp aynı şekilde tarif eden bir baş yapıt. Zübükzadeyi bilmeyen yoktur insanların saflığından dini duygularından faydalanıp önce belediye reisliğine sonra da vekilliğe kadar giden sahtekar tavırlarla yükselişi. Su olmayan yere baraj yapacağım, Japonya’dan yatırım alıp fabrikalar kuracağım ve köprüler hanlar vaatleri verdi. Tıpkı günümüz yerel erbap siyasilerinin bol keseden hobi bahçesi, dolgu sahası kentsel dönüşüm ve nice sayamadığım vaadi gibi. Lakin Zübükzadenin günümüz siyasi erbaplarına benzeyen en belirgin tarafı DİN. Hatırlayın ömründe camiye girmedi ama cami yapalım dedi, tıpkı seçim zamanına kadar camiye girmeyen siyasilerin seçim zamanı alınlarının secdeden kalkmaması gibi. Her türlü hile ile hakikatsizlikle makam sahibi olunur lakin er geç bir Musa çıkar ve adalet için denizleri ayırır. Mesele Musa’nın haklı olduğunu söylemek değil Musa’nın yanında olmaktır. O yüzden Zübükzadelerin dediklerini değil Zübük filminde Avukat Burhan gibilerin ilim lazım diyenlerin peşinden gitmek gerekir. Çok şükür yerel için bu vizyonu oluşturuyoruz.

Ve konumuz fıkra. Fıkra deyince de akla Temel geliyor değil mi? Fıkra türü yazılar Türk edebiyatına Tanzimat döneminde Batı dan geçmiştir. 1908’den sonra bu yazı türü Türk edebiyatında görülmeye başlanmıştır. Fıkralar: yazarın herhangi bir konu hakkındaki kişisel görüş, anlayış ve düşüncelerini kanıtlama gereği duymadan hoş bir üslupla yazdığı, kısa fikir yazılardır. Ülkemiz artık tam da fıkraların konusu. Dünün ülkücüsü bu gün vatan haini, dün solcu zihniyetin verdiği seçim vaadi ahmaklık idi, güç endeksinin ağzından çıktı mı Kurban Parani bile veriyor oluyor. Fetö ile makam sahibi olmuşlar bugün insanları sırf Atatürk’çü diye, Serdengeçti ülküsünde diye vatan haini fetöcü ilan ediyor. Parke taşı döşeniyor hizmet deniliyor “ya hu bare döşenmiş parkenin üzerine döşemeyin diyoruz” gene eleştiren akılsız oluyoruz. Dolar euro mazot hep yükseliyor diyorsun ismini bile söyleyemediği ülkelerin bizimle uğraştığını ben zaten 50 tl’lik alıyorum algısına bürünüyor ya işte o an bitiyorum da neyse. Şimdilerde moda esnaf ziyareti ve güzel bir mutluyuz pozu yakalamak. Yalan yok iyi yapıyorlar. Böbreğinden taş düşürene bile gidiyorlar o derece yani. Sanki ilkokul oyunu gibi kendileri kurup kendileri oynuyorlar. Bakmayın bu siyasi erbapların samimi gülüşlerine resimlerdeki pozlarına. Niyetlerini görseniz Milli mücadele diye ayaklanırdınız. Bu yüzden bir atasözüne ehemmiyet gösterin “tilki bırakın kendini kurnaz zannetsin siz pazarda satılan tilki postlarının çok olduğu gerçeğini” biliniz.

Demem ona ki ülke kocaman bir fıkra. Her şey seçim ve koltuk üzerine kurulu tüm oyunlar tüm yalanlar tüm ihtiraslar hep onun için. Herkes menfaati için adım atıyor herkes “Cibimetullah” mantığıyla yaklaşıyor insana. Kimse kimseye yüzünün samimiyetini göstermiyor. Kimse gelecek için adım atmıyor, hiçbir siyah koltuk erbabı da çıkıp bizler için bir şey yapmaz mı ? Ne acıdır ki yapmıyorlar ne acıdır ki yüzleri hep maskeli. Artık uyanmak maskeli yüzlerin oyunlarını bozmak lazım. Ben hazırım peki ya sen? Konuyu Temel’in bir fıkrası ile bağlayalım o vakit. “Temel hastadır ve ameliyata girecek doktorlar maske takar ve Temel doktorlara seslenir, boşina maske takmayin ben sizi taniyirum” saygılar…mg

 

 

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yazan siz olun!



Yorum Yaz