Çay Haber - Yöresel Haberin NET Adresi

“Benim başkan adayım sensin!”

24-05-2016
5316 kez görüntülendi

Senoz Başköy’den gelip Çayeli 9 Mart İlkokuluna başladığım zaman, merakla birlikte bayağı çekindiğimi hatta zaman zaman korktuğumu hatırlıyorum…

Köyde biraz okula gitmiş, sonra Ahmet amcamın isteği üzerine amca çocukları Ali, Mustafa ve Osman’la birlikte Çayeli’nde 9 Mart İlkokulunda okula gitmeye başlamıştık…

İlk haftalar, benim gibi amcaoğullarının da kâbusla geçmişti okulda. O günlerde köye araba yolu bile olmadığından Çayeli Merkeze hiç inmemiştik. Sadece ben çok ısrar ettiğimden birkaç günlüğüne Çayeli’ne götürülmüş sonra köye geri döndüğümde köyde ki tüm çocuklara bir yıl boyunca Çayeli’ni anlatmıştım!

Böyle bir ortamda sınıfta ki pasifliğimi düşünün artık! Derslere katılmıyorum, sevgili öğretmenim “Cavit Bodur’un” samimi yaklaşımına bile karşılık veremiyordum... Sınıf arkadaşlarımla zaten tek kelam edemiyorum, ancak teneffüs zili çaldığında koşarak bahçeye çıkıyor okulda ki diğer amcaoğullarıyla bir araya gelip  “biz nereye geldik böyle” diye birbirimize dert yanıyorduk!

Öğretmenimizin tahtaya yazdığı ya da duvarda gösterdiği fişleri okuyabilmeme rağmen “kim cevap verecek” diye sorduğunda parmağımı kaldırmaktan çekiniyordum. Bu durum yaklaşık bir ya da bir buçuk ay sürdü…

Tabiri caizse o çocuk kalbimde fırtınalar kopuyordu. Bir şekilde bende derslere katılmak, bildiğim şeylerin cevabını vermek istiyordum. Ama ben de parmak kaldıracak özgüven diye bir şey yoktu! Bir gün müzik dersimiz vardı. Öğretmenim en arka sırada oturan benim yanıma gelerek “evladım sen Senozlusun, sizin orda güzel türkü söylerler sende bir tane söylemek ister misin?” dedi. Bana san ki gün doğmuştu. Hiç unutmuyorum, hemen heyecanla ayağa kalkmış “söylerim öğretmenim” demiştim…

O gün o türküyü söylemem sınıfta ki arkadaşlarım arasında da hoş karşılanmış, birkaç kişi dersten sonra bana ilgi göstermişlerdi. Peşinde ki derste öğretmenim tekrar yanıma gelerek “sen derslere hiç katılmıyorsun, öğrenemedin mi hiçbir şey? “ diye sormuş, ben de mahcup bir ifadeyle “öğretmenim ben bunların hepsini biliyorum “ diyebilmiştim!

Ve öğretmenim beni ayağa kaldırmış duvar boyu asılan fişleri tek tek okutmuştu. Ben her fişi okuyuşta biraz daha kendime güvenmeye başlamış ve nihayetinde Cavit Öğretmenimin kolumdan tutarak ön sıraya beni oturtmasıyla özgüven patlaması yaşamıştım…

Aradan biraz süre geçmişti. Ben artık sınıfta diğer arkadaşlarımla koşup oynamaya başlamıştım. Her geçen gün arkadaşlığımız daha pekişiyor ve öğretmenimin bana yaklaşımının meyvelerini ilk önce sınıf arkadaşlarımın bana karşı olan ilgisi vasıtasıyla almaya başlamıştım…

Bir gün Cavit Öğretmenimiz “çocuklar her sınıfta bir sınıf başkanı olur, bugün bizde sınıf başkanımızı seçeceğiz, içinizde aday olanlar parmaklarını kaldırsın, onların numaralarını tahtaya yazacağım” dedi…

Yanlış hatırlamıyorsam sınıfta ki arkadaşlardan beş altısı parmak kaldırarak sınıf başkanlığı için aday olmuşlardı…

Cavit Öğretmenim parmak kaldıran çocukların numaralarını karatahtaya yazdıktan sonra, bir numara daha yazdı tahtaya. O numara 894’dü. Son numarayı da tahtaya yazarak sınıfa döndü ve dedi ki “ bu numaranın sahibi Abdurrahman Akın arkadaşınız, o da benim sınıf başkanı adayım” dedi!

İnanılmaz derecede heyecanlanmıştım. Bugün bile bu yaşadığım sevinci ve heyecanı düşününce içimi tarifsiz bir huzurun kapladığını hissediyorum…

Ben, öğretmenimiz tarafından aday gösterildiğim için bir iki arkadaşımız adaylıktan çekildi. Öğretmenin talebelerinin her şeyi olduğundan dolayı aday adayı olan arkadaşlarımın dahi bana oy vermeleri tarafınızdan yadırganmadı sanıyorum!  Diğer aday olarak kalanlarda oy alamadı, doğal olarak bendeniz köyden geldikten iki ay sonra “sınıf başkanı” olmuştum. Kısa bir süre yaptığım sınıf başkanlığımı, iyi top oynuyorum diye önce “spor kolu başkanlığı” sonrada okumaya olan düşkünlüğümden dolayı da  “kitaplık kolu” başkanlığına yine Cavit Öğretmenimin isteği üzerine seçilince, sınıf başkanlığını başka bir arkadaşım seçilerek bırakmıştım…

Benim hikâyemin karşılığı şu; insan hayatının hangi saniyesinde ne olacağının bir garantisi yok ama hala yaşanmamış anları elimizden geldiğince değerlendirip daha güzel bir dünyaya yelken açmamız pekâlâ mümkün olduğudur…

Ben aslında bu hikâyeyi bir şekilde Ak Partinin kongresine bağlayacak yeni Başbakanın seçiliş şekli üzerine kalem oynatacaktım! Ama gördüğünüz gibi benim hikâyem daha gerçekçi olduğu için bu meseleye değinemedim bile!

Görüşmek üzere, Allah’a emanet olunuz…

 

 

Yorumlar

  1. Baş Öğretmen..
    Senin hikayenin bir benzerini başköyde okurken İsmail hocadan bende yaşamıştım. Yazinin ana temasını işlediğin öğretmeninle olan ilişkilerin,aslinda ülkemizin başında bir baş öğretmen olduğu bu şüür içerisinde ülkemizi aydınlık limanlara doğru yol aldırıyor olmasıdır. Yıldırım'lar ,şimşekler,yağan bereket yağmurları binyıllık mazimize yakışan güzelliklerde en hızlı şekilde yol almak demektir. Rabbim bu kutlu yürüyüşümüzü Milletimiz Hakkı'nda hayırlarla sürdürsün.

  1. zamanlama manidar bir gerçek hikaye!
    evet gerçekten bu yaşanmış gerçek hikayedir ve sonuçta da öğrencilerin oylarıyla(öğretmenlerinden dolayı) yazarımız sınıf başkanlığı seçimini kazanmıştır. öncelikle kendisine tebriklerimi geriye dönük olarak sunmak isterim. Ancak bizler ne ilkokul öğrencileriyiz, ne de olanaklar bakımından 35 sene öncesi duruma sahip değiliz. şu gün itibariyle 21 yy. da her birimiz 30, 40, 50, 60, 70, 80, 90'lı yaşlardayız belki. ve hepimiz biliyoruz ki yaşantımız da ki her şey gibi siyasette belli kurallar çerçevesinde yapılır! yapılmalıdır aslında.... günümüzde maalesef Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlarının yüzde elli oyunu alan bir Başbakanın türlü nedenlerle görevinden istifa ettirilmesi istenerek, çeşitli kurgularla Başbakanlık seçimi, tamamen çocuk saflığında tıpkı hikayemizde olduğu gibi 2. vaka daha karşımıza çıkmıştır ne yazık ki!..... gerçekten çok saf, güzel ve tamamen zamanlaması manidar(meşhur olan söz) bir yazıdır. kaleminize sağlık.

  1. yorum
    Yazınızı okudum ve o günleri sanki yaşar gibi oldum. Öğrencilik yılların başarılı geçmiş ve bir o kadar da yaramazlıklarının olduğunu bilen birisi olarak tabi iki takdir ettim. Sizi başarılı bulan öğretmeninizin size gösterdiği ilgiyi hoş karşılıyorum. Fakat ne yazık ki memleket için son derece başarılı hizmetler etmiş çok değerli başbakanımız a gösterilen bu teveccühü neden çok gördünüz anlayamadım. Son derece duyarlı ve memleket sevdalısı olan başbakanımıza haksızlık ettiğinizi düşünüyorum. selam ve sevgi ile

  1. başkanım sensin
    Yazıyı bir solukta okudum,sonunu merak ediyordum ki imdada son paragraf yetişti :)

  1. Objektif olalım lütfen
    Ismail Akın bey Ahmet Davutoğlu gibi bir değer varken harcaması sizi rahatsız etmedi mi? Objektif olmak bu kadar zor bir şey mi?

  1. Hangi Zaviyeden Bakmalı...
    Duygulanarak okudum. Nasıl bir bitkinin verimini, canlılığını ve doğada kalıcılığını ekili olduğu toprak belirler ise bizlerin de hayata ve olaylara bakışımızı, hangi yönetimlere neden destek verdiğimizi, adaletten ne anladığımızı, inanç ve gelenek gibi sosyolojik olguları, aileden başlayarak, okul, çevre, arkadaş ilişkileri, bilgi ile kurulan organik bağ (kitap-gezmek-deneyim-örgütlü davranış) ve genetik özelliklerimiz belirler. Bir kompartımana girip ülkenizde ve dünyada olup bitene gözlerinizi kapatarak her olumsuzluğa savunma yapabilir, güçlü de olabilirsiniz. Zaman her birimizin davranışını test edecektir .Bilgiye ulaşmak için hiçbir çaba göstermeden, başka pencerelerden dünyaya bakmadan, sebep-sonuç ilişkisi kurmadan yaşanılır bir dünya kuramayız. Yeğenim seni kutlar sayfanda ki konuklarına iyi günler dilerim..

  1. hikaye hep aynı
    Sizin hikayenizde olduğu gibi dünyanın heryerinde birileri birilerinin yönlendirmesi ile bir yerlere geliyor. İktidara vurmak için hikayenizi yazmış olmanız bu gerçeği değiştirmiyor.



Yorum Yaz