Terörle Mücadelede Yeni Güvenlik Konsepti ve Uludere Olayı - ÇAY HABER - Yöresel Haberin NET Adresi - Rize, Rize Haberleri, Trabzon, Trabzon Haberleri, Artvin, Artvin Haberleri, Karadeniz Haber

Please download Flash Player v7.0.0 or later

Get Adobe Flash player

ANASAYFA | YÖRESEL | GÜNCEL | RÖPORTAJ | SPOR | EĞİTİM | SAĞLIK | KÜLTÜR SANAT | SİYASET | YAŞAM | TEKNOLOJİ
Terörle Mücadelede Yeni Güvenlik Konsepti ve Uludere Olayı

Terörle Mücadelede Yeni Güvenlik Konsepti ve Uludere Olayı

Dr. Ali Rıza SAKLI'nın kaleminden...

2012-01-10 00:10:47
Bu haber 220 kez görüntülendi.

Image and video hosting by TinyPic

Türkiye’de, siyaset üstü meselelerin başında terörle mücadele gelmelidir. Ülkenin birliği, vatanın bölünmezliği söz konusu olduğunda, herkesin elinden gelen katkıyı sunması ve bu konuyu siyaset dışında değerlendirmesi gerektiği kanaatindeyiz.

1984 yılında Eruh ve Şemdinli baskınları ile başlayan PKK terörü, aradan geçen 28 yıla yakın zaman diliminde ortadan kaldırılamadığı gibi, maalesef halktan da kısmen taban bulmuştur. Bu sebeple, terörle mücadelenin yanında, sosyo-psikolojik faktörleri de içermesi gereken çok yönlü bir mücadeleye ihtiyaç vardır.

Sosyo-psikolojik temelde başarılı olabilmenin ön koşulu, psikolojik üstünlüğün teröristte değil devlette olmasıdır. Türkiye, dağdaki teröristi şehre indirmeyi amaçlayan “açılım” projesinde, psikolojik üstünlüğü yakalamadan açılımı başlattığından çok büyük sorunlar yaşamaya başlamıştır. Bir kere, BDP milletvekilleri bile; “biz bu hakları dağdakiler sayesinde aldık”, “dağdakiler olmasaydı bu açılım yapılmazdı, bu haklar verilmezdi” mealinde sözler sarf ederken bir açılım yapılması asla başarılı sonuç veremezdi. Nitekim dağdan gelen ilk parti terörist grup, zafer işareti yaparak sınırdan içeri girdi ve BDP organizasyonlarıyla “kahraman” gibi karşılanınca ipler koptu. Önceki bir yazımızda ifade ettiğimiz gibi, Güneydoğu’da bir kısım haklar verilecekse, önce teröre iyi bir darbe vurulmalı, psikolojik üstünlük ele alınmalı ve sonra makul olan haklar elbette verilmelidir. Çünkü psikolojik üstünlük elde edilmeden verilen her hak veya imkân, Devletin zaafı olarak yorumlanacaktır.

Açılım politikasının zaafa uğramasıyla, devlette yeni bir güvenlik konseptinin devreye sokulduğunu görüyoruz. Başbakan Erdoğan’ın Temmuz 2011’in başında Kıbrıs ziyaretinde uçakta verdiği ilk bilgiler, polisin terörle mücadelede yeniden devreye gireceği şeklindeydi. Buna göre, iç güvenlik tamamen İçişleri Bakanlığı’nın denetiminde olacak, Jandarma ve Polis özel harekât birimleri, operasyonlarda birlikte yer alacaklardır. Operasyonların yönetiminde sivil inisiyatif öne geçmekte, istihbarattaki dağınıklığın giderilmesi için MİT’e öncelik ve birincil konum verilmektedir.

Düzenli ordunun gerilla tipi savaşa uygun olmadığını bütün dünya bilirken, Türkiye’de ülkenin gözbebeği olan Ordu’nun bu tür bir mücadele ortamında yıpratılmış olmasını anlamak mümkün değildir. 1986’dan itibaren polis özel harekât birimleri devreye sokulmuş ve askerin çevreleme harekâtıyla kuşattığı teröristlerin temizlenmesinde profesyonel çatışmayı özel harekâtın yaptığı pek çok başarılı uygulama hayata geçirilmişti. Polis özel harekât birlikleri çatışma bölgesinden neden ve ne zaman geri çekildi? Özel harekât polisinin Güneydoğu’dan çekildiği tarih 1997’dir. Yani 28 Şubat’taki, birinci tehdidin PKK değil, irtica olduğunu ilan eden MGK kararlarının alındığı zaman diliminde bu olay gerçekleşmiştir.

28 Şubat sürecinde, polisin elindeki ağır silahların alındığı ve orduya verildiği de bilinmektedir. Zamanın “irtica avcısı” generalleri, kafayı iç politika ile o kadar bozmuşlardı ki, devletin polisinin elindeki silahları kendileri için tehdit olarak görmüş ve kendilerince tedbir almışlardı. Bu yaklaşımları ile düzenli orduyu gerilla savaşı veren çapulcuların karşısına diktiler ve gereksiz yere yıprattılar. Üstelik devlete gelen birinci tehdidin bölücülük değil irtica olduğunu ortaya atıp, bunu MGK kararlarıyla devlet güvenlik birimlerine bir talimat olarak dahi verdiler. Nitekim, şimdilerde 12 Eylül 1980 darbesi sebebiyle hakkında iddianame düzenlenen Kenan Evren, aynı dönemde “Bölücülük başarılı olursa ülkenin bir kısmı kaybedilir, irtica başarılı olursa ülke toptan kaybedilir” mealinde açıklamalar yapmaktaydı. Böylece, 28 Şubat sürecinde terörle mücadele ikinci plana atıldı ve önemsiz gösterildi. Neyse ki, Türkiye 28 Şubat kâbusundan uyandı, gecikmeyle de olsa terörle mücadelede hatalı politikalardan dönülmesinin de önü açılmış oldu.

Gerilla tipi çetelerle mücadelede er ve erbaşın olmamasını ve profesyonellere görev verilmesini içeren yeni konseptte, sınır güvenliğinin de sivil birimlere verilmesi öngörülmüştür. Bu türden uygulamalara fırsat bulunamamıştır, ama yeni güvenlik konsepti adım adım uygulanmaya başlamışken, polisin yeniden devreye girdiğini gören terör örgütü, ülke çapında polis teşkilatını hedef alan saldırılar yapmaya başladı. Tunceli’de halı saha maçı yaparken şehid olanlarla birlikte onlarca polisin şehit düştüğü bir dönemden sonra, terör örgütüne karşı pek çok önleme operasyonunun yapıldığı görüldü. Pek çok terörist dağda ve şehirde öldürüldüğü gibi, eylem yapmak üzere şehirlere gönderilenler de başarılı istihbarat çalışmalarıyla eylem yapamadan yakalandılar. Bu başarıların temelinde, güvenlik güçleri arasındaki koordinasyon sorununun aşılması, polis ve jandarma özel harekât birliklerinin birlikte hareket etmesi ve MİT’in önderliğinde başarılı istihbarat bilgileri sağlanmasının da büyük payı olduğu anlaşılmaktadır.

Yeni güvenlik konseptinde, terör örgütüne müsamaha gösterilmemesi, elinde silah olana silahla, sivil olana da şefkatle muamele edilmesi yaklaşımı başarının ipuçlarını göstermeye başlamıştı. Daha henüz işin başında olmakla birlikte, sınır ötesi operasyonlar, önleme operasyonları ve içerideki çatışmalarla birlikte, son 3-4 ayda terör örgütüne önemli kayıplar verdirilmiştir. En önemlisi, örgüt sürekli eylem yapma eğilimindeyken bunu başaramaz hale getirilmiştir. Elbette her zaman sürpriz eylemler ortaya çıkabilir, ama genel hâkimiyet devlete geçmeye başlamıştır. Bunun devam etmesi halinde, psikolojik hâkimiyet de çok sürmeden devlete geçecektir.

Yeni güvenlik konseptinin bütün unsurlarıyla hayata geçirilmesi için daha zamana ihtiyaç olduğu anlaşılmaktadır. En önemlisi, sınırların güvenliği için askerin sabit karakollarda görevlendirilmemesi ve sabit hedef durumundan çıkarılması henüz başarılamamıştır. Askerin sınırlardan çekilmesi yaklaşımı pek çoğumuza tuhaf gelmektedir, ama teröristin faaliyet gösterdiği bölgede, sabit karakollarla sınır kollamanın kolay hedef olma tehlikesinin yanında, hiç bir faydası da yoktur. Sınır kontrollerinde elektronik sistemlerin devreye girmesi, sınırda sorun algılandıktan sonra, profesyonel birliklerin sorun olan bölgeye intikali gereklidir. Aksi halde, sabit karakol sisteminin ne kadar başarılı olunsa da, zaman zaman pusu türü saldırılara muhatap olacağı muhakkaktır.

ULUDERE’DE NE OLDU?

Uludere’de 35 vatandaşın kaçakçılık yapmak üzere geçtikleri Kuzey Irak’tan dönüşte hava bombardımanıyla öldürülmesi ülkede önemli tartışmalara ve büyük bir üzüntüye sebep oldu. Yeni güvenlik konsepti ile elde edilen başarılar tartışılmaya, hatta Devlet de insafsızca eleştirilmeye başlandı. Bir yandan da, “kaçakçılık yapıyorlardı, yapmasalardı” şeklinde yorumlanabilecek bir tavır ortaya çıktı. Peki, durumu nasıl yorumlamalıyız?

Bir kere, 35 üyesini kaybeden Encü aşireti, devlete bağlı ve PKK’ya destek vermeyen bir aşirettir. Bu aşiretin mensuplarından şimdiye kadar devlete karşı bir yaklaşım görülmemiştir. Ancak bu olayın hemen akabinde, olayı istismar eden BDP, Encü aşiretinin yaşadığı köylere giderek olayı istismar etmeye başlamıştır. Uludere Kaymakamı’na yapılan saldırı da Encü aşiretince değil, köye dışarıdan gelenlerce yapılmıştır. Hatta BDP Milletvekili Hasip Kaplan’ın saldırganları yönlendirdiği iddiaları vardır ki, muhakkak değerlendirilmesi gereken iddialardır.

Anlaşıldığı kadarıyla, yöredeki bu insanlar askerin bilgisi dâhilinde zaman zaman kaçakçılık amacıyla Kuzey Irak’a geçmekte ve geri dönmektedirler. Bu defa şeker ve akaryakıt kaçakçılığı yapmışlar, ama çay kaçakçılığı da benzeri yöntemlerle yapılmaktadır. Devletin kaçakçılık yapılmasına göz yumması, kabul edilebilecek bir şey değildir. Üstelik zaman zaman kaçakçı ile teröristin ayırt edilemediği, kaçakçı zannedilenlerin terörist çıkıp karakol bastığı bir bölgede, bu tehlikeli sınırlardan kaçakçılık yapılmasına nasıl müsaade edilir? Askerimizin can verdiği bu dağlarda ve sınır geçitlerinde hiç kimsenin bulunmasına izin verilmemesi, gümrük kapısı olmayan yerlerden geçmeye çalışan herkesin terörist sayılacağı çok önceden ilan edilmesi gerekmez miydi? Ciddi bir terörle mücadelenin, teröristin geçiş alanlarında sivil bulunmasını önlemesi gerekmez miydi? Bu uygulama eskiden beri yapılmalı ve yöre halkının bunu çok iyi bilmesi gerekirdi tabi.

Gelelim olayın diğer yanına… Bölgede uzun süre görev yapan Osman Pamukoğlu Paşa, teröristle kaçakçıyı ayırmanın çok kolay olduğunu, teröristin hiçbir zaman ikiden fazla hayvanla hareket etmeyeceğini ve çatışma alanına gelene kadar 6-8 kişiden fazla da kalabalık oluşturmayacağını söylüyor. Bu şartlar altında, hata nasıl ortaya çıkmıştır?

Şırnak Valisi Vahdettin Özkan, olayla ilgili olarak Gülyazı Alay Komutanı Vekili olan Albay’ın görevden alınmasını istemiş ve bu isteği yerine getirilmiştir. Açılan soruşturmanın selameti gerekçesiyle yapılan uygulamanın sebebini tam olarak bilmiyoruz. Köylülerin kaçakçılık amacıyla sınır ötesine geçtiği bilindiği halde, bu bilginin verilmemesi mi, yoksa başka bir eksiklik mi görülmüştür?

Hemen belirtmek gerekir ki, Ergenekon denilen örgütün, sırf hükümeti yıpratmak için bu tür olaylara zemin hazırlayacak yaklaşımları söz konusu olabilir. Bu örgütün üyelerinin önemli bir kısmı sanık olarak tutukludur ve yargılanmaktadır, ama devasa ve gizli bir yapıdan bahsedildiğine göre, örgütün elinde daha pek çok personel ve imkân olduğu da unutulmamalıdır. Bir ara örgütün “bir numara”sının kim olduğu tartışılıyordu, şimdi genel Kurmay eski Başkanı İlker Başbuğ da tutuklandı, ama kimse bir numara şuydu da demiyor. Tahminlere göre, örgütün bir numarası içeride değildir ve örgüt halen ülkenin istikrarını tehdit edebilecek eylemler yapma gücüne de sahiptir. Ayrıca, İtalya’daki Gladio örgütünün P2 Mason Locasıyla bağlantısı bilindiğine göre, Türkiye’de de örgütün Tapınakçılarla bir bağının olması gerektiği anlaşılır. Tapınakçıların görünür örgütünün de, Encümen-i Daniş olduğu iddiaları vardır. Bu yapılar mevcut olduğuna göre ve dış bağlantılardan da destek aldıklarına göre, Ergenekon kolay bitmeyecek gibi görünmektedir.

Askerin siyasete bulaşması, tertemiz vatan evlatlarını devletine, ülkesine ve hükümete karşı “ihanet” anlamına gelen eylemlerin içine sokabiliyor. Bu felaketi Osmanlı’nın son döneminde yaşamıştık, özellikle Balkan harbi felaketinin temel sebeplerinden biri, askerin siyasete bulaşmasıydı. Cumhuriyeti kuranlar, bu felaketi yaşayanlar kişiler olduğundan askeri siyasetin dışında tuttular, fakat 1960’tan itibaren eski hastalık yeniden nüksetti ve halen de tam olarak tedavi edilemedi. Bu sebeplerle ülkemiz, ortaya bir olumsuzluk çıktığında, en çok güvenmesi gereken kesimlere karşı bir güvensizlik duygusuna kapılabilmektedir.

Her şeye rağmen, terörle mücadelede sivil inisiyatife öncelik veren, birkaç aylık eğitim almış askerlerin değil, polis ve jandarmanın profesyonel özel harekât birimlerinin aktif rol aldığı yeni güvenlik konsepti başarı vaat etmektedir. Zaman zaman yol kazaları olabilecek, fakat hedef doğru, yöntem de uygun olduğu müddetçe başarı muhakkak gelecektir. Sonuç olarak, Güneydoğu’da başarı elde edilebilmesi öncelikle psikolojik üstünlüğün elde edilmesine bağlıdır. Bu ise ancak terör örgütüyle etkili bir silahlı mücadelenin yapılması ve örgüte göz açtırılmamasıyla sağlanabilir. Psikolojik üstünlük elde edildikten sonra, çeşitli reformların yapılması gündeme gelebilir ve tartışılabilir.Türkiye’de, siyaset üstü meselelerin başında terörle mücadele gelmelidir. Ülkenin birliği, vatanın bölünmezliği söz konusu olduğunda, herkesin elinden gelen katkıyı sunması ve bu konuyu siyaset dışında değerlendirmesi gerektiği kanaatindeyiz.

1984 yılında Eruh ve Şemdinli baskınları ile başlayan PKK terörü, aradan geçen 28 yıla yakın zaman diliminde ortadan kaldırılamadığı gibi, maalesef halktan da kısmen taban bulmuştur. Bu sebeple, terörle mücadelenin yanında, sosyo-psikolojik faktörleri de içermesi gereken çok yönlü bir mücadeleye ihtiyaç vardır.

Sosyo-psikolojik temelde başarılı olabilmenin ön koşulu, psikolojik üstünlüğün teröristte değil devlette olmasıdır. Türkiye, dağdaki teröristi şehre indirmeyi amaçlayan “açılım” projesinde, psikolojik üstünlüğü yakalamadan açılımı başlattığından çok büyük sorunlar yaşamaya başlamıştır. Bir kere, BDP milletvekilleri bile; “biz bu hakları dağdakiler sayesinde aldık”, “dağdakiler olmasaydı bu açılım yapılmazdı, bu haklar verilmezdi” mealinde sözler sarf ederken bir açılım yapılması asla başarılı sonuç veremezdi. Nitekim dağdan gelen ilk parti terörist grup, zafer işareti yaparak sınırdan içeri girdi ve BDP organizasyonlarıyla “kahraman” gibi karşılanınca ipler koptu. Önceki bir yazımızda ifade ettiğimiz gibi, Güneydoğu’da bir kısım haklar verilecekse, önce teröre iyi bir darbe vurulmalı, psikolojik üstünlük ele alınmalı ve sonra makul olan haklar elbette verilmelidir. Çünkü psikolojik üstünlük elde edilmeden verilen her hak veya imkân, Devletin zaafı olarak yorumlanacaktır.

Açılım politikasının zaafa uğramasıyla, devlette yeni bir güvenlik konseptinin devreye sokulduğunu görüyoruz. Başbakan Erdoğan’ın Temmuz 2011’in başında Kıbrıs ziyaretinde uçakta verdiği ilk bilgiler, polisin terörle mücadelede yeniden devreye gireceği şeklindeydi. Buna göre, iç güvenlik tamamen İçişleri Bakanlığı’nın denetiminde olacak, Jandarma ve Polis özel harekât birimleri, operasyonlarda birlikte yer alacaklardır. Operasyonların yönetiminde sivil inisiyatif öne geçmekte, istihbarattaki dağınıklığın giderilmesi için MİT’e öncelik ve birincil konum verilmektedir.

Düzenli ordunun gerilla tipi savaşa uygun olmadığını bütün dünya bilirken, Türkiye’de ülkenin gözbebeği olan Ordu’nun bu tür bir mücadele ortamında yıpratılmış olmasını anlamak mümkün değildir. 1986’dan itibaren polis özel harekât birimleri devreye sokulmuş ve askerin çevreleme harekâtıyla kuşattığı teröristlerin temizlenmesinde profesyonel çatışmayı özel harekâtın yaptığı pek çok başarılı uygulama hayata geçirilmişti. Polis özel harekât birlikleri çatışma bölgesinden neden ve ne zaman geri çekildi? Özel harekât polisinin Güneydoğu’dan çekildiği tarih 1997’dir. Yani 28 Şubat’taki, birinci tehdidin PKK değil, irtica olduğunu ilan eden MGK kararlarının alındığı zaman diliminde bu olay gerçekleşmiştir.

28 Şubat sürecinde, polisin elindeki ağır silahların alındığı ve orduya verildiği de bilinmektedir. Zamanın “irtica avcısı” generalleri, kafayı iç politika ile o kadar bozmuşlardı ki, devletin polisinin elindeki silahları kendileri için tehdit olarak görmüş ve kendilerince tedbir almışlardı. Bu yaklaşımları ile düzenli orduyu gerilla savaşı veren çapulcuların karşısına diktiler ve gereksiz yere yıprattılar. Üstelik devlete gelen birinci tehdidin bölücülük değil irtica olduğunu ortaya atıp, bunu MGK kararlarıyla devlet güvenlik birimlerine bir talimat olarak dahi verdiler. Nitekim, şimdilerde 12 Eylül 1980 darbesi sebebiyle hakkında iddianame düzenlenen Kenan Evren, aynı dönemde “Bölücülük başarılı olursa ülkenin bir kısmı kaybedilir, irtica başarılı olursa ülke toptan kaybedilir” mealinde açıklamalar yapmaktaydı. Böylece, 28 Şubat sürecinde terörle mücadele ikinci plana atıldı ve önemsiz gösterildi. Neyse ki, Türkiye 28 Şubat kâbusundan uyandı, gecikmeyle de olsa terörle mücadelede hatalı politikalardan dönülmesinin de önü açılmış oldu.

Gerilla tipi çetelerle mücadelede er ve erbaşın olmamasını ve profesyonellere görev verilmesini içeren yeni konseptte, sınır güvenliğinin de sivil birimlere verilmesi öngörülmüştür. Bu türden uygulamalara fırsat bulunamamıştır, ama yeni güvenlik konsepti adım adım uygulanmaya başlamışken, polisin yeniden devreye girdiğini gören terör örgütü, ülke çapında polis teşkilatını hedef alan saldırılar yapmaya başladı. Tunceli’de halı saha maçı yaparken şehid olanlarla birlikte onlarca polisin şehit düştüğü bir dönemden sonra, terör örgütüne karşı pek çok önleme operasyonunun yapıldığı görüldü. Pek çok terörist dağda ve şehirde öldürüldüğü gibi, eylem yapmak üzere şehirlere gönderilenler de başarılı istihbarat çalışmalarıyla eylem yapamadan yakalandılar. Bu başarıların temelinde, güvenlik güçleri arasındaki koordinasyon sorununun aşılması, polis ve jandarma özel harekât birliklerinin birlikte hareket etmesi ve MİT’in önderliğinde başarılı istihbarat bilgileri sağlanmasının da büyük payı olduğu anlaşılmaktadır.

Yeni güvenlik konseptinde, terör örgütüne müsamaha gösterilmemesi, elinde silah olana silahla, sivil olana da şefkatle muamele edilmesi yaklaşımı başarının ipuçlarını göstermeye başlamıştı. Daha henüz işin başında olmakla birlikte, sınır ötesi operasyonlar, önleme operasyonları ve içerideki çatışmalarla birlikte, son 3-4 ayda terör örgütüne önemli kayıplar verdirilmiştir. En önemlisi, örgüt sürekli eylem yapma eğilimindeyken bunu başaramaz hale getirilmiştir. Elbette her zaman sürpriz eylemler ortaya çıkabilir, ama genel hâkimiyet devlete geçmeye başlamıştır. Bunun devam etmesi halinde, psikolojik hâkimiyet de çok sürmeden devlete geçecektir.

Yeni güvenlik konseptinin bütün unsurlarıyla hayata geçirilmesi için daha zamana ihtiyaç olduğu anlaşılmaktadır. En önemlisi, sınırların güvenliği için askerin sabit karakollarda görevlendirilmemesi ve sabit hedef durumundan çıkarılması henüz başarılamamıştır. Askerin sınırlardan çekilmesi yaklaşımı pek çoğumuza tuhaf gelmektedir, ama teröristin faaliyet gösterdiği bölgede, sabit karakollarla sınır kollamanın kolay hedef olma tehlikesinin yanında, hiç bir faydası da yoktur. Sınır kontrollerinde elektronik sistemlerin devreye girmesi, sınırda sorun algılandıktan sonra, profesyonel birliklerin sorun olan bölgeye intikali gereklidir. Aksi halde, sabit karakol sisteminin ne kadar başarılı olunsa da, zaman zaman pusu türü saldırılara muhatap olacağı muhakkaktır.

ULUDERE’DE NE OLDU?

Uludere’de 35 vatandaşın kaçakçılık yapmak üzere geçtikleri Kuzey Irak’tan dönüşte hava bombardımanıyla öldürülmesi ülkede önemli tartışmalara ve büyük bir üzüntüye sebep oldu. Yeni güvenlik konsepti ile elde edilen başarılar tartışılmaya, hatta Devlet de insafsızca eleştirilmeye başlandı. Bir yandan da, “kaçakçılık yapıyorlardı, yapmasalardı” şeklinde yorumlanabilecek bir tavır ortaya çıktı. Peki, durumu nasıl yorumlamalıyız?

Bir kere, 35 üyesini kaybeden Encü aşireti, devlete bağlı ve PKK’ya destek vermeyen bir aşirettir. Bu aşiretin mensuplarından şimdiye kadar devlete karşı bir yaklaşım görülmemiştir. Ancak bu olayın hemen akabinde, olayı istismar eden BDP, Encü aşiretinin yaşadığı köylere giderek olayı istismar etmeye başlamıştır. Uludere Kaymakamı’na yapılan saldırı da Encü aşiretince değil, köye dışarıdan gelenlerce yapılmıştır. Hatta BDP Milletvekili Hasip Kaplan’ın saldırganları yönlendirdiği iddiaları vardır ki, muhakkak değerlendirilmesi gereken iddialardır.

Anlaşıldığı kadarıyla, yöredeki bu insanlar askerin bilgisi dâhilinde zaman zaman kaçakçılık amacıyla Kuzey Irak’a geçmekte ve geri dönmektedirler. Bu defa şeker ve akaryakıt kaçakçılığı yapmışlar, ama çay kaçakçılığı da benzeri yöntemlerle yapılmaktadır. Devletin kaçakçılık yapılmasına göz yumması, kabul edilebilecek bir şey değildir. Üstelik zaman zaman kaçakçı ile teröristin ayırt edilemediği, kaçakçı zannedilenlerin terörist çıkıp karakol bastığı bir bölgede, bu tehlikeli sınırlardan kaçakçılık yapılmasına nasıl müsaade edilir? Askerimizin can verdiği bu dağlarda ve sınır geçitlerinde hiç kimsenin bulunmasına izin verilmemesi, gümrük kapısı olmayan yerlerden geçmeye çalışan herkesin terörist sayılacağı çok önceden ilan edilmesi gerekmez miydi? Ciddi bir terörle mücadelenin, teröristin geçiş alanlarında sivil bulunmasını önlemesi gerekmez miydi? Bu uygulama eskiden beri yapılmalı ve yöre halkının bunu çok iyi bilmesi gerekirdi tabi.

Gelelim olayın diğer yanına… Bölgede uzun süre görev yapan Osman Pamukoğlu Paşa, teröristle kaçakçıyı ayırmanın çok kolay olduğunu, teröristin hiçbir zaman ikiden fazla hayvanla hareket etmeyeceğini ve çatışma alanına gelene kadar 6-8 kişiden fazla da kalabalık oluşturmayacağını söylüyor. Bu şartlar altında, hata nasıl ortaya çıkmıştır?

Şırnak Valisi Vahdettin Özkan, olayla ilgili olarak Gülyazı Alay Komutanı Vekili olan Albay’ın görevden alınmasını istemiş ve bu isteği yerine getirilmiştir. Açılan soruşturmanın selameti gerekçesiyle yapılan uygulamanın sebebini tam olarak bilmiyoruz. Köylülerin kaçakçılık amacıyla sınır ötesine geçtiği bilindiği halde, bu bilginin verilmemesi mi, yoksa başka bir eksiklik mi görülmüştür?

Hemen belirtmek gerekir ki, Ergenekon denilen örgütün, sırf hükümeti yıpratmak için bu tür olaylara zemin hazırlayacak yaklaşımları söz konusu olabilir. Bu örgütün üyelerinin önemli bir kısmı sanık olarak tutukludur ve yargılanmaktadır, ama devasa ve gizli bir yapıdan bahsedildiğine göre, örgütün elinde daha pek çok personel ve imkân olduğu da unutulmamalıdır. Bir ara örgütün “bir numara”sının kim olduğu tartışılıyordu, şimdi genel Kurmay eski Başkanı İlker Başbuğ da tutuklandı, ama kimse bir numara şuydu da demiyor. Tahminlere göre, örgütün bir numarası içeride değildir ve örgüt halen ülkenin istikrarını tehdit edebilecek eylemler yapma gücüne de sahiptir. Ayrıca, İtalya’daki Gladio örgütünün P2 Mason Locasıyla bağlantısı bilindiğine göre, Türkiye’de de örgütün Tapınakçılarla bir bağının olması gerektiği anlaşılır. Tapınakçıların görünür örgütünün de, Encümen-i Daniş olduğu iddiaları vardır. Bu yapılar mevcut olduğuna göre ve dış bağlantılardan da destek aldıklarına göre, Ergenekon kolay bitmeyecek gibi görünmektedir.

Askerin siyasete bulaşması, tertemiz vatan evlatlarını devletine, ülkesine ve hükümete karşı “ihanet” anlamına gelen eylemlerin içine sokabiliyor. Bu felaketi Osmanlı’nın son döneminde yaşamıştık, özellikle Balkan harbi felaketinin temel sebeplerinden biri, askerin siyasete bulaşmasıydı. Cumhuriyeti kuranlar, bu felaketi yaşayanlar kişiler olduğundan askeri siyasetin dışında tuttular, fakat 1960’tan itibaren eski hastalık yeniden nüksetti ve halen de tam olarak tedavi edilemedi. Bu sebeplerle ülkemiz, ortaya bir olumsuzluk çıktığında, en çok güvenmesi gereken kesimlere karşı bir güvensizlik duygusuna kapılabilmektedir.

Her şeye rağmen, terörle mücadelede sivil inisiyatife öncelik veren, birkaç aylık eğitim almış askerlerin değil, polis ve jandarmanın profesyonel özel harekât birimlerinin aktif rol aldığı yeni güvenlik konsepti başarı vaat etmektedir. Zaman zaman yol kazaları olabilecek, fakat hedef doğru, yöntem de uygun olduğu müddetçe başarı muhakkak gelecektir. Sonuç olarak, Güneydoğu’da başarı elde edilebilmesi öncelikle psikolojik üstünlüğün elde edilmesine bağlıdır. Bu ise ancak terör örgütüyle etkili bir silahlı mücadelenin yapılması ve örgüte göz açtırılmamasıyla sağlanabilir. Psikolojik üstünlük elde edildikten sonra, çeşitli reformların yapılması gündeme gelebilir ve tartışılabilir.



Haberi Paylaş

facebook'ta paylaş Del.icio.us'ta paylaş twitter'da paylaş digg'te paylaş stumble'da paylaş



Yorumlar (Yorum Yaz)

Haberlere yazılan yorumlar, yorumu yazan kişilerin kişisel görüşlerini yansıtmaktadır. Okuyucu yorumlarından dolayı ÇAYHABER sorumlu tutulamaz.


Diğer Haberler

2012-05-22 - 23:14:03 - Şairler Deresi Ve İncesirt Köyü Derneğinde Kahvaltı

2012-05-22 - 20:51:27 - RİDEF’in Yeni Başkanı Celâl ERDOĞAN Oldu

2012-05-20 - 20:42:39 - Çayeli'nde 19 Mayıs Kutlamaları...

2012-05-19 - 13:08:24 - Rize Valisi Müsteşar Oldu

2012-05-18 - 15:21:35 - Mhp Çayeli İlçe Başkanı Hayatı Kork’tan 19 Mayıs Gençlik Bayramı Mesajı

2012-05-16 - 09:12:56 - Memur zammında kararı Sayıştay başkanı verecek

2012-05-16 - 09:02:08 - Bakan Yazıcı karşılamaya karşı

2012-05-15 - 14:57:20 - Olimpiyatlar 30 Mayıs`ta Başlıyor

2012-05-11 - 20:29:12 - İşte 2B'de Türkiye'nin en pahalı yeri

2012-05-11 - 19:38:00 - Başkanlık Sistemi Ne Getirir Ne Götürür?

2012-05-11 - 14:42:05 - İki bakan, reklam yüzü oluyor!

2012-05-09 - 13:21:43 - Rize’de Olimpiyat Rüzgarı Esecek

2012-05-07 - 23:08:40 - Erdoğan: 'Hastadaşız'

2012-05-05 - 21:54:56 - Bakan, Kaymakam'a çıkıştı

2012-05-05 - 21:33:20 - Kamu-Sen Rize'de Meydanda

2012-05-05 - 20:58:21 - 19 Mayıs Nasıl Kutlanacak?

2012-05-05 - 20:24:46 - Erdoğan'ın Rize Programı

2012-04-28 - 13:40:08 - Rize'ye gelmesine Sezer'den veto

2012-04-27 - 18:28:10 - Çay Bahçeleri Ruhsatlandırılıyor

2012-04-26 - 19:40:25 - 28 Şubat’ın Gerçek Amacı

2012-04-26 - 19:09:46 - STK lar çay için toplandı

2012-04-26 - 09:34:38 - Diyanet: Allah Nazım Hikmet'ten razı olsun

2012-04-24 - 17:29:03 - KÜTÜPHANE AĞLIYORDU..

2012-04-23 - 22:34:11 - Çayel'nde 23 Nisan kutlamaları

2012-04-23 - 20:37:46 - Memur Ne Zaman Zamlı Maaş Alacak?

2012-04-23 - 19:51:13 - Sokakta kahvaltı

2012-04-23 - 19:12:41 - Rize`de 23 Nisan Coşkusu

2012-04-23 - 19:06:48 - Babam Öldü, Biz Yetim Kaldık

2012-04-22 - 22:38:22 - Anadolu Gençlik Derneği'nden Çayeli'nde Kutlu Doğum Programı

2012-04-21 - 15:35:38 - D.Ali Erzincanlı Çayeli'leri Büyüledi

2012-04-20 - 21:46:36 - Rize'de 23 Nisan Ziyaretleri

2012-04-20 - 09:39:40 - Yeni Valiler kararnamesi yolda

2012-04-19 - 11:13:55 - Başbakan Erdoğan, mal varlığı bildirimini güncelledi

2012-04-17 - 18:12:39 - Rize'de Terör Protestosu

2012-04-16 - 11:00:33 - Paketleme Bilmecesine Karal El Attı

2012-04-16 - 10:04:45 - Mehmet Ağar'a Hapis Cezası Onandı

2012-04-14 - 20:34:04 - ÇAYKUR'un hedefi tüm dünya

2012-04-14 - 13:02:39 - 28 Şubat Sürecinde Çayeli’nde Yaşananlar

2012-04-13 - 16:37:23 - Rizeli Şehidin Vasiyeti Yerine Getirildi

2012-04-13 - 00:52:52 - İşte Kalem, Kalem Toplu Sözleşme Taleplerimiz

2012-04-12 - 19:04:45 - Bakan Yazıcı Cenazeye Geliyor

2012-04-12 - 13:17:32 - Çevik Bir Gözaltına Alındı

2012-04-12 - 13:08:35 - Hükümetten ilk açıklama

2012-04-10 - 16:23:57 - Haberal annesini asker eşliğinde uğurladı

2012-04-10 - 14:58:08 - Türk Polis Teşkilatının kuruluşunun 167. yıl dönümü Çayeli'nde kutlandı

2012-04-07 - 19:12:28 - Çay birası geliyor

2012-04-02 - 15:56:09 - Rize İçin Bir Araya Gelecekler

2012-04-02 - 08:59:12 - İşte Başbakan'ın Konuşmasının İçeriği

2012-03-28 - 19:09:56 - Benzine 10 günde 3. zam!

2012-03-28 - 14:02:38 - Gümrüklere 2 Bin 289 Personel Alınacak

2012-03-28 - 09:45:22 - Memura zam formülü!

2012-03-27 - 11:07:06 - Faturanız 1 Nisan'da kabarabilir

2012-03-27 - 10:46:52 - Memurların Talep Ettiği 14 Madde

2012-03-25 - 22:12:44 - Çay kanunu olmadan olmuyor

2012-03-25 - 17:13:22 - Rize mecburi görev alanından çıkarıldı

2012-03-25 - 11:11:17 - Memur-Sen'den Zam Açıklaması

2012-03-24 - 18:56:50 - Siyasi Etik, Sit Ve Almanya'dan Bizim İçin Garip Gelişmeler;

2012-03-23 - 19:11:55 - Rize'de Ticaret Kanunu anlatıldı

2012-03-22 - 23:04:32 - Yazıcı, Evren'in savunmasına karşı çıktı

2012-03-21 - 13:37:27 - Siviller de şehit sayılacak

2012-03-19 - 15:56:46 - Çiller'e çıplak fotoğraflı şantaj yapıldı iddiası

2012-03-19 - 15:50:28 - THY'de zam çatlağı

2012-03-19 - 11:04:57 - Saatleri son kez ileri alabiliriz

2012-03-18 - 12:45:22 - İşte emeklinin yeni maaşı

2012-03-16 - 10:59:17 - 'O malların vergisini bile ödemediler'

2012-03-16 - 10:33:06 - THY 18 bin çalışanını göklere çıkardı

2012-03-16 - 09:29:20 - Sendiklar "Zam Tarihi"nde Uzlaştı

2012-03-14 - 14:19:38 - İstiklal Marşı'nın kabulünün 91. yılı Çayeli’nde kutlandı

2012-03-14 - 11:36:01 - Çayeli Vakfı Gençlik Platformu Işık Saçıyor...

2012-03-13 - 13:03:09 - Emeklilere zam rehberi

2012-03-13 - 10:52:53 - Saatlerin İleri Alınacağı Tarih Belli Oldu

2012-03-11 - 18:33:10 - Komisyonda KAVGA !

2012-03-11 - 17:45:04 - Altı Derenin Üzeri Açılacak

2012-03-11 - 14:41:11 - Kar Altında Batum İzlenimleri

2012-03-10 - 01:05:20 - Çayeli'nin kurtuluşunun 94.Yılı Coşku ile kutlandı

2012-03-09 - 15:41:54 - Çayeli'nde 8 Mart Dünya Kadınlar Günü Kutlandı

2012-03-08 - 22:49:28 - Çayeli'li gençler İstanbulda buluşuyor

2012-03-07 - 14:38:44 - Erdoğan: Bize ömür biçenler küstahlık içinde

2012-03-07 - 13:02:59 - Projesinin Altında ne vardır, ne olmalıdır ?

2012-03-06 - 12:33:38 - 28 Şubat’tan dizilerle ‘balans’ ayarı

2012-03-05 - 18:55:27 - Rize günleri sona erdi

2012-03-05 - 02:02:22 - Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz Rize Günlerinde

2012-03-05 - 00:31:58 - Rize Günleri Bakan Günay’ı Ağırladı

2012-03-03 - 17:39:49 - Rize’de Baş Denetçi Eğitimi Başladı

2012-03-02 - 00:15:38 - İntibak Yasası Meclis'ten geçti

2012-03-01 - 19:05:05 - İşte TL'nin Yeni Simgesi

2012-02-29 - 23:06:10 - TL simgesi yarın açıklanacak

2012-02-29 - 22:38:07 - Ellere Var da Bize Yok mu? Yoook!

2012-02-29 - 18:05:14 - Rize Sektörel Kalkınma Sempozyumu’nun Ardından

2012-02-28 - 09:06:26 - 28 Şubat Sürecinde Neler Yaşandı?

2012-02-27 - 20:34:13 - 2012 ÖMSS özürlü memur seçme sınavı başvuru kılavuzu

2012-02-26 - 11:38:48 - Metro Turizm’in Sahibi Gözaltına Alındı

2012-02-26 - 10:50:58 - Başbakan Erdoğan bugün 59 yaşına giriyor

2012-02-25 - 22:46:37 - ` Kimse işsizim demesin`

2012-02-25 - 16:12:48 - Bakan Faruk Çelik Çayeli'nde

2012-02-24 - 20:44:23 - Demiryolu’na Neden Sessiz Kalınıyor

2012-02-24 - 20:28:26 - Timya ofisi açıldı

2012-02-24 - 14:17:36 - Yazıcı` Sözümüzü tutuyoruz`

2012-02-23 - 19:27:20 - Yönetmen Yusuf Kurçenli son yolculuğuna uğurlandı

2012-02-23 - 19:24:59 - Rize`de Yarın Önemli Açılış var

EN ÇOK OKUNAN

Çaykur gene müdür üreticilerden özür diledi
Çaykur Genel Müdürü İmdat Sütlüoğlu Çay üreticisinden özür diledi. devamı...

Çayeli Adile Sultan Derneği Batum’a Gezi Düzenledi
Çayeli Adile Sultan Derneği Batum’a Gezi Düzenledi devamı...

2012 Yaş Çay Fiyatı Açıklandı
Yaş çay üreticisinin merakla beklediği çay fiyatı nihayet açıklandı. devamı...

Çayeli'nde 19 Mayıs Kutlamaları...
Çayeli'nde 19 Mayıs Kutlamaları... devamı...

Çayeli Belediyesi İlçede Bulunan Tarihi Mirasa Sahip Çıkıyor
Çayeli Belediyesi İlçede Bulunan Tarihi Mirasa Sahip Çıkıyor devamı...

EN ÇOK YORUMLANAN

Çayeli Belediyesi İlçede Bulunan Tarihi Mirasa Sahip Çıkıyor
Çayeli Belediyesi İlçede Bulunan Tarihi Mirasa Sahip Çıkıyor devamı...

Çayeli Adile Sultan Derneği Batum’a Gezi Düzenledi
Çayeli Adile Sultan Derneği Batum’a Gezi Düzenledi devamı...

Çaykur gene müdür üreticilerden özür diledi
Çaykur Genel Müdürü İmdat Sütlüoğlu Çay üreticisinden özür diledi. devamı...

Çayeli Anadolu-İmam-Hatip Lisesinde mezuniyet töreni
Çayeli Anadolu İmam Hatip Lisesinden bu yıl mezun olan kız öğrenciler öğretmenleri ve ailelerinin katıldığı devamı...

Öğrencilerinden Örnek Çalışma
Çayeli Denizcilik Anadolu Meslek Lisesinde Çevre Düzenlemesi Yapıldı devamı...

GEÇEN YIL BUGÜN

Okulların açılış tarihi ertelendi
Milli Eğitim Bakanlığı, 12 Eylül Pazartesi günü olarak planlanan 2011-2012 eğitim-öğretim yılının açılı devamı...

Kılıçdaroğlu Çarşamba Günü Rize Meydanında
CHP Genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Çarşamba günü Rize Hükümet Meydanında Rizelilere hitap edecek devamı...

"ÇAYKUR özelleşecek olsa görevi kabul etmezdim"
ÇAYKUR Genel Müdürü İmdat Sütlüoğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ÇAYKUR Genel Müdürlüğü görevin devamı...

Ceylan Cannes'ı sevdi!
Nuri Bilge Ceylan, devamı...

Erdoğan'dan şampiyonluk değerlendirmesi
Başbakan Erdoğan, Fenerbahçe'nin şampiyonluğu ile ilgili ilk kez konuştu. Erdoğan, Trabzon taraftarlarının tep devamı...








v2.0 © Copyright 2007 - 2012 ÇAY HABER - Tüm hakları saklıdır.
Künye  |   Sitene Ekle  |   Yazılım Geliştirme : Nurettin TOPAL