Anadolu Ajansı'nda Rize Milli Eğitim Müdürlüğü'nün yürüttüğü kitap okuma kampanyasını görünce uzun zamandır yazmak istediğim bir yazı için bir fırsat yakalamış oldum.
Önce habere bir göz atalım: Rize Milli Eğitim Müdürlüğü'nün yürüttüğü kitap okuma kampanyası kapsamında en çok kitap okuyan öğrenciler, yurt içi gezisi ve altınla ödüllendirilecek.
Rize Milli Eğitim Müdürü Rasim Çelik, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kentteki öğrencilerin kitap okuma alışkanlıklarının artırılması amacıyla 2 yıldan bu yana ödüllü kitap okuma kampanyaları düzenlediklerini belirtti. Yaptıkları çalışmanın okulların büyük çoğunluğunda başarılı şekilde devam ettiğini ifade eden Çelik, Okuma, yaşamın her döneminde ihmal edilmemesi gereken bir davranış. Düzenlediğimiz ödüllü kitap okuma kampanyası ile öğrencilerimize okumanın önemini anlatmış oluyoruz. Ayrıca okumak, öğrencilerin anlama ve muhakeme kabiliyetlerini artıracaktır dedi.
Kampanyayı düzenlemedeki en önemli nedenin kitap okuma sayesinde öğrencilerin öz güvenlerinin artırılması olduğuna işaret eden Çelik, ''Kampanyamızda ödül ikinci planda. Ödülü öğrencileri daha fazla teşvik etmek amacıyla koyduk. Kampanyamızda okullarımıza daha fazla kitap sağlayabilmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz'' diye konuştu.
Kampanya kapsamında okullardaki edebiyat öğretmenlerinin, öğrencilerin kitabı okuduktan sonra çıkarttıkları özeti inceleyeceklerini ifade eden Çelik, şunları söyledi: Ancak zaten çocukların okumadan 'okudum' diyeceklerine inanmıyorum. Biz çocuklarımıza güveniyoruz. Ama bir değerlendirme kriteri de olması gerekiyor. Kampanya kapsamında birkaç ayda bir en çok kitap okuyan çocuklara çeşitli hediyeler veriyoruz. Yıl sonunda yapacağımız değerlendirme sonucunda da Mayıs ayında en çok kitap okuyan ilköğretimden 3, liselerden de 3 öğrenciyi hayırsever bir iş adamımızın katkısıyla yurt içi gezisine göndereceğiz. Ayrıca öğrencilerimizi altınla ödüllendireceğiz. 30.12.2009 Anadolu Ajansı
Rize Milli Eğitim Müdürü Rasim Çelik öğrencilerin -aslında hepimizin-temel bir problemi olan okumama hastalığına karşı bir hamle yapmış. Gerçekten okuma kültürü kazanmış bir öğrenci için öğrenme artık keyifli bir etkinlik haline gelmektedir. Okuma kültürü olmayan öğrenci için öğrenme çoğu zaman zoraki bir etkinlik oluyor; bu da derslerde yeterli performans göstermelerine mani oluyor.
Çayeli'nde geçen çocukluğum hatırlıyorum; yaramazlıklarım dudak uçuklatan cinstendi; şimdi geriye dönüp bakıyorum yaramazlıklarımın zirve yaptığı zamanlarda bir biçimde okuma alışkanlığı da kazanmış olmam geleceğimi değiştirmiş.
Hz Ali'nin cenkleri türünden kitaplar satan küçük bir kitapçı vardı çocukluğumda Çayeli'nde. Galiba Hz Ali'nin, Battal Gazi'nin cenklerindeki efsaneler sayesinde okuma zevkini tattım. Cüneyt Arkın'ın, Tarkan'ın ve Kara Murat'ın efsane olduğu zamanlarda sinemaya gidecek para olmayınca boşluğu Hz Ali'nin cenkleriyle doldurmuşum. İyi de olmuş, bu sayede kitap kokusuna aşina olmuşum. Buradan şunu çıkarıyorum; öğretmenler, veliler öğrencilerin ilgili alanını hesaba katarak kitap önermeliler, aksi halde öğrencilerden kitap okumalarını beklemek hayal olur. Ancak bizde genellikle tersi oluyor, öğretmen ve veli öğrencinin sevebileceği kitapları değil de kendilerinin istediği kitapları okumalarını istiyor. Bu da çocukları daha başta okumaktan soğutuyor. Üniversite yıllarından Hacettep Tıp Fakültesi'nde öğrenci olan bir arkadaşı hatırlıyorum, şimdi İzmir'in iyi doktorlarından. Arkadaş Fen Lisesi mezunu idi. Bir kitap önermiştim kendisine, bir gün elinde kitap, karşıma çıktı büyük bir coşkuyla sayende hayatımda ders dışında bir kitabı baştan sona soluk soluğa okudum dedi. Meğer hocaları şimdiye dek arkadaşın ilgi alanına giren bir kitap önermemiş.
Bu arada kitap okuma işinde sadece türkçe-edebiyat hocalarının görevlendirilmesini gözden geçirmek gerek. Türkçe-edebiyat hocaları hikaye ve roman ağırlıklı bir kitap okuma listesi çıkaracaktır. Haklıdırlar da. Ama Fen Liseli Hacettepe Tıplı bir öğrenci ders dışı kitap okumamışsa muhtemelen hikaye ve romanlar pek ilgili alanına girmemiştir. Örneğin TÜBİTAK'ın çocuk ve genç kitaplar serisi önerilseydi herhalde canavar gibi kitap okuyacaktı. (Bkz., www.tubitak.gov.tr/home.do;jsessionid=2C8579179F74E41897F99E72D802EA70?ot=1&sid=539&pid=541 ) Bu bakımdan öğrencilere okuma kültürü aşılamak için alan-dışı öğretmenlerin önerilerinin daha etkili olacağını düşünüyorum.
Üniversite yıllarından hatırlıyorum bir abimiz bana bir ay boyunca kitap okumama cezası vermişti; kitap okumak sapttırırmış. (Kitap okumam yasaklanınca ben de dergi okumaya başlamıştım; gerçi bu da yasaklandı bilahare.) Doğrusu bu cezayı vereni bizim Karadenizin deyimiyle kot kafalı olarak tanımlamak kolaycılık olur. Çeşitli nedenlerle okumaya karşı biraz antipatiğiz.
Kişisel görüşüm şu: Birincisi, bir okuma kültürü kazandırmak, ikincisi bilimsel araştırma/düşünme mantığı kazandırmak aslında düşünen/üreten öğrenci profiline ulaşmak için yeter de artar bile.
Bilimsel araştırma/düşünme mantığı ile neyi kastediyoruz. Gündelik yaşamda çoğu insan karşılaştığı problemleri deneme-yanılma yoluyla ya da çevreden edindiği alışkanlıklarla çözmeye çalışır.
Deneme -yanılma yoluyla problem çözmeyi solucanlar bile beceriyor; labirente konulan solucanlar sınama yoluyla çıkışı bulabiliyor. Aslanlar binbir türlü avlanabilir; ancak belirli bir tarzda avlanmayı alışkanlık haline getiren aslanlar hep aynı yolu izler.
Bu bakımdan deneme-yanılma yoluyla ya da çevreden edindiği alışkanlıklarla problem çözmek çok da özel bir şey değildir. Bu yollar sıradan problemlerin çözümünde işe yarayabilir. Ama karmaşık problemler için çoğu zaman akıl yürütme dediğimiz yolu izlemek gerekir. Akıl yürütmek için tümevarım, tümdengelim, analoji kurallarını bilmek ve uygulamak gerekir.
Bilimsel araştırma/düşünme mantığı kazandırmak da sanıldığı kadar zor değil; bilimsel belgeseller bu konuda birebir. Örneğin National Geographic Channel'da yayımlanan Bilimin ta Kendisi Bilmiyordum Haydi Öğrenebilim adlı belgesel dizileri bu konuda harika. Öğrenciye araştırma ruhu kazandıracak bir dedektiflik dizisi de anılmaya değer: CSI. CSI suç mahali araştırmasını konu alan bir Amerikan dizi filmidir. Şimdi bir kanal CSI formatında belgeseller yayımlıyor: Crime & Investigation Network
Ancak her nedense bilimsel konulu belgeseller eğitim kurumlarında neredeyse hiç kullanılmıyor. Halbuki öğrenme/öğretme konusunda bilimsel konulu belgeseller kelimenin tam anlamıyla doping etkisi yapabilecek potansiyele sahip.
Bunu kendi evimden biliyorum. Liseye giden çocuklarım bir yana ilköğretimdeki çocuklarım bile son birkaç yıldır bu belgesellerle vizyon kazandılar. Ve eğitimle uğraşan bir kişi olarak benim kazandırmak istediğim bilimsel araştırma/düşünme mantığını sinema keyfiyle kazandılar.
Bir de ödül meselesine değinmek istiyorum. En çok kitap okuyana ödül vermek gerekli; buna katılıyorum. Bu ödülü alacak öğrenciler muhtemelen zaten okuma kültürü olan öğrenciler olacaktır. Ama okuma kültürü olmayan öğrencileri de teşvik etmek istiyorsak kitaptan nefret eden öğrencilere kitap okuma kültürünü aşılamayı denemek nasıl olur? Düşünün okulun en afacan öğrencilerinden okudukları birkaç kitapla birlikte zaten çok kitap okuyan öğrencilerle birlikte tören sahnesine çıksa öğrenciler üzerinde çarpıcı bir iz bırakmaz mı?
Kelin ilacı olsa kendi başına sürerdi derler. Ben sürdüm işe de yaradı:)) Herkese tavsiye ederim.
Bu vesile ile başta İl Milli Eğitim Müdürü Rasim Çelik olmak üzere Rize İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nü de kutlamak isterim.