Çay Haber - Yöresel Haberin NET Adresi

Bekar odalarından Beykoz'da villaya

12-07-2011 22:00:49
6601 kez görüntülendi

Bekar odalarından Beykoz'da villaya


Etiler Marmaris Büfe’ye uğrayıp biftekli ya da dilli- kaşarlı sandviç yemeyen sanırım çok az kişi vardır. Ünlü, ünsüz birçoğumuzun bu özel lezzetler nedeniyle Etiler Marmaris’in müdavimi olduğu kesin. Ben bu kez müthiş birhayat hikayesi dinlemek için oradaydım. Ama müdavimi olduğum o lezzetleri de tatmadan olmazdı.

O lezzetlerle çok yıllar önce Elmadağ’da adı önce Marmaris Büfe olan, sonra sahibi tarafından Nihat Büfe’ye çevrilen İstanbul’un bu ilk fastfood büfesinde tanışmıştım. Etiler Marmaris Büfe’nin sahibi 42 yaşındaki Ramazan Morgül’ün müthiş hikayesi de zaten orada başlıyor...

Hikayenizin çok ilginç olduğunu söylediler...

Rize-Çayeli’de 7 çocuklu bir ailenin büyük oğluyum. Benden büyük iki kız kardeşim var. Babam terziydi. Çok varlıklı değildik. Bizim orada; çocuk ilkokulu bitirir, doğru Kuran kursuna gönderilirdi. 2-3 sene Kuran kursuna gider, sonradoğru gurbete. Ben de önce Kuran kursuna gittim, sonra 1984’te 16 yaşındayken gurbete (İstanbul’a) geldim. Hem ekmek parası için, hem de İstanbul hayali vardı.

İstanbul’da tanıdığınız var mıydı?

Yoktu. Gurbete yalnız gelenlerin, tanıdıkları olmayanların kaldıkları bekar odaları vardı. Taksim’deki bekar odalarından birine yerleştim. Hemen iş aramaya başladım. Çünkü parayok pul yok. Taksim’deki Bambi Büfe’de iş buldum. Bulaşıkyıkıyordum. Sonra Elmadağ’daki, adı önce Marmaris Büfe olan, sonra patronu tarafından Nihat Büfe olarak değiştirilen büfeye geçtim. 

İstanbul’da fastfood yemek yerlerinin ilk örneğiydi Elmadağ’daki Marmaris Büfe...

Nihat Abi büfecilikte çığır açmış biridir. Bir onun büfesi, bir de Taksim’deki Kristal Büfe vardı o zaman. Zaten Kristal Büfe’nin sahibi Ahmet Yazıcı da Nihat Abi’nin amca oğluydu. Her ikisi de İstanbul’daki ‘fastfood’ yemek anlayışının ataları. Nihat Büfe ufak bir yerdi ama öyle iş yapardı ki. Futbolcusundan iş adamına kadar müşterisi vardı. Mustafa Koç bile müşterimizdi.

Bu arada hayatınız nasıl gidiyordu?

Sabah 9’dan akşam 6’ya kadar Harbiye’de bir restoranda çalışıyordum, 6’dan sonra da Nihat Büfe’de. Nihat Büfe’de tezgahın arkasında tost yapıyordum. Benden daha ufak olan kardeşim Mustafa da ilkokul bitince 12 yaşında gurbete geldi. Bekar odalarında birlikte kalıyorduk. Günde 20 saat çalışıyordum, odaya uyumaya geliyordum, 3-4 saat uyuyor,çamaşırlarımızı yıkıyorduk.

Sonra?

Sonra annem beyin kanaması geçirdi ve rahmetli oldu. “Buaile artık 20 sene belini doğrultamaz” dediler. Hakikaten de öyle görünüyordu. En küçük kardeşim Fatih 4, diğer kardeşlerim 6, 10, 12 yaşlarındaydı. Bense 20. O andan itibaren bütün kardeşlerime hem anne hem baba oldum.Erkek kardeşlerimin hepsini yanıma aldım. En küçük kardeşim ilkokulu bitirinceye kadar babamla kaldı. Sonra onu da aldım. Ablalarım ise evlenmişti.

Neden baba da oldunuz; babanız hayattaydı?

Babam öyle yırtıcı bir adam değildi. Evlendi de. Daha önce bütün kazandığım parayı yerdim. Aileme para yollamazdım. Ama annem ölünce 4 yetimle kaldım. Cepte bir kuruş parayok. Kardeşlerime anne-baba olma sorumluluğunu üzerime alınca hayatım birden değişti, para biriktirmeye başladım. Hayata dört elle sarıldım.

Bu durumda vazgeçtiğiniz hayalleriniz oldu mu?

Mesela o güne kadar en büyük hayalim askerde şehitolmaktı. Annem rahmetli olunca kardeşlerime kim bakacak dedim, bu hayalimden vazgeçtim.

Ne zaman evlendiniz?

Eşimle Çayeli’nden aynı köydendik. Evlendik, bir ay sonra da bu büfeyi açtım. Biri 15, diğeri 14 yaşında iki çocuğum var.

Kendi büfenizi açmanız nasıl oldu?

1996 yılıydı. 7 bin dolar kadar para biriktirmiştik. “Bu parayla kendimize bir yer açalım” dedik. Levent Nisbetiye Caddesi’nde 20 metrekare bir yer bulduk. Orada ‘Marmaris Büfe’yi açtık. Nihat Büfe’nin bütün sevilen tostlarını orada yapmaya başladık. Dilli kaşarlı, biftekli kaşarlı, ıslak hamburger, çikolatalı muzlu süt olan Atom, muz ve çikolatadan yapılan Leyla adlı tatlı... Çok tedirgindik, 6-7 ay biraz bocaladık ama bir hafta sonu 100-200 tane hamburger sattık. Bu artarak devam etti.

Bu kadar tutacağını hayal ediyor muydunuz?

Bu kadar tutulması ilk başlarda hayal gibi geldi bize. Hakikaten beklemiyorduk.

Eski Marmaris Büfe- Nihat Büfe’nin müşterileri de geldi mi?

Çok gelen var. Bazılarıyla neredeyse çocuktuk tanıştığımızda. Rıfat Abi (Ababay), Faik Çetiner, Erhan Yazıcı, Hakan Peker, Faruk Peker, eski futbolculardan Sergen... Çok var.

Şimdi kimler geliyor?

Etiler’de eskiden eğlence furyası vardı. Onlardan çıkan bize gelirdi mutlaka. Etiler Şamdan’dan çıkan bile. Hatta Etiler Şamdan’ın patronu Mehmet Abi (Tuna) ve eşi bile lokantayı kapatınca mutlaka bize uğrayıp sandviç yiyip giderlerdi. Şimdi daha çok evlere servis yapıyoruz. Ama Bülent Ersoy’dan Fatih Terim’e, Mustafa Denizli’den neredeyse bütün ünlü futbolculara, Yılmaz ve Mustafa Erdoğan’dan Emel Sayın’a birçok ünlü müşterimiz var. Nimet 3 Çubukçu, Bülent Canikli gibi siyasetçiler de gelir.

Şimdi hayatınız nasıl? Mesela nerede oturuyorsunuz? Nasıl bir arabanız var?

Beykoz’da bir villada oturuyoruz. Arabam Mercedes.

Çayeli’ne Mercedes’le gidince, “Bu aile çöker” diyenler ne diyor?

Ben mütevazı yaşamayı seviyorum. Gösterişi sevmiyorum. O nedenle de köye Mercedes’le gitmem. Uçakla gidipTrabzon’dan araba kiralarım.

“Taklitçilerle baŞ edemedik”

Neden Marmaris Büfe diye açtıktan sonra Etiler Marmaris’e çevirdiniz adını?

Çünkü her yerde Marmaris Büfe’ler açıldı. Biz de “Etiler Marmaris olarak adımızı değiştirelim ki farklı olduğumuz anlaşılsın” dedik. Bu kez de önüne gelen ‘Ahmet Marmaris’, ‘Mehmet Marmaris’ açtı. Çayeli’nde bile açmışlar; adını ‘Marmaris Fastfood’ koymuşlar.

Etiler Marmaris adını tekstilci Hikmet Tanrıverdi’ye satma nedeniniz bu mu oldu?

Satmamızın bir nedeni bu. Bir nedeni de biz franchiseyapıyoruz. İşi bilmeyen bazı kişiler de oluyor, “Abi biz satamıyoruz” deyip paramızı vermiyorlar. Vicdanlı davranıyoruz, borçları birikiyor. Hikmet Tanrıverdi, “Bu işi beraber yapalım” dedi. Ama ben ortaklık sevmiyorum, “Tek başına al, beni kurtar bu işten” dedim. Şu anda 26 tane büfenin isim hakkını ona sattık.

Kaç liraya sattınız?

O kadar çok paraya satmadık; 500 bin dolar’a.

Sizde kaç tane kaldı?

5 tane.

Neden “Bu kadar yeter” dediniz?

İlk büfemizi açtığımda 26 yaşındaydım. Çok mücadele verdik. 26 yaşında hem kolesterol hem de tansiyon hastası oldum. Hala da devam ediyor. Küçük kardeşim Mustafa 30 yaşındakalp krizi geçirdi, zor kurtardılar. Hakikaten çok yorulduk. Biraz elimizi ayağımızı çekelim dedik...
 
26.06.2011 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır.

 

Yorumlar

  1. maşallah
    Rabbim sağlıklı uzun ömürler nasib etsin.insan gurur duyuyor böyle başarılı işadamlarımızı duydukça sizler bizim gururumuzsunuz.Rabbim yolunuzu açık etsin.



Yorum Yaz